Archive

Archive for February, 2006

Aforizma Taklitleri

“Her insan baÅŸkaları olmak ister, baÅŸkaları da o olsun ister.” der Ortega y Casset. “Bir baÅŸkasını, kendi olduÄŸumuzdan öte, öteki olmayı, ötekinin varlığıyla da kaynaÅŸmayı arzuladığımız oranda severiz ve gerçekten, ötekinin varlığını kendi varlığımızla duyarız.” EÄŸer böyleyse, durmadan birilerine ihtiyaç duyarız; daha doÄŸrusu illaki birine… sesimizi yankılayacak ve/veya bizi yankımıza ses verecek, taklit edebileceÄŸimiz ve/veya bizi taklit edebilecek birine. Ne var ki bu tutum, çocukluktan itibaren gayet iyi tanıdığımız, mütemadiyen içimizde taşıdığımız bir baÅŸka hakikate verdiÄŸimiz tepkidir aslında: yalnızlık! Yalnızdır insan özünde. Ve çoÄŸullunun aksine, taklit geçirmez bir  zırhla kaplıdır som yalnızlık!

….

Karınca adımlarını önemserdi Ortega y Gasset. Benzer bir yol izleyebiliriz belki de, aforizma taklitleriyle….

1. İnsan kendi kendisiyle baş başa kaldığı somut, sınırlı, sonlu anlarda değil, kendi kendisinden başkası olamadığını kavradığı o soyut, sınırsız, sonsuz zamanda ayırdına varabilir ancak yalnızlığın.

2. Yalnızlığa tahammül edebiliriz etmesine de, bir şartla;Yalnızlık, her yeri eşit şekilde kaplayan bir boşluk gibi dört bir yana akmayı durdurup, sadece(ya da en çok) bize özgü bir hale gibi etrafımızı kuşattığında.

3.Yalnızlığın, “ben”im yalnızlığım olabilmesi için, varlığından bahsebileceÄŸim bir benlik sahibi olmaya ihtiyaç duyarım ve bunun için de muhakkak bir “öteki”ne.

4.Bu yüzdendir ki, en kapalı inziva hallerinde en çilekeş münzeviler biler muhakkak bir şekilde ya peygamberlerin, ya ermişlerin, ya şeyhlerin, ya da bizzat Tanrının suretini görmeye çabalarlar.

5.Taklit hep bir “öteki”nin varlığını gerektirir ve alttan alta, onu, kendinden daha çok sevmeyi. Bu da temelde bir “ben” ve “sen” ayırımı gerektirir.

6.Tanrı, 99 sıfatıyla birlikte, “taklit edilemez”dir. Bu yüzden “ben” ve “sen” ayrımını toptan kaldırarak, “biz” diye hitap eder kutsal kitaplarında.

7.Lav gibidir özne BİZ. Tek ve mutlak bir kaynaktan fışkırdığı halde, sanki her yerden boy vermiş ve her yere aitmişcesine, pervasızca dört bir yana yayılan, yoluna çıkan herşeyi istisnasız, ayrımsız eteklerinin altına alan, kendi dışında bir varlık kalmayıncaya değin tüm bir yaşam alanını kaplayan, yakıcı, kavurucu, fetih tutkunu lav gibi. Tüm yaratma, yok etme, cezalandırma, mükafatlandırma eylemlerini anlatırken, BİZ diye hitap eder Tanrı.

8.Çocuklarıyla iliÅŸkilerinde birer tanrı olmaya çalışır anneler. “Biz” adına konuÅŸmayı severler. “Acıktık mı?” diye sorarlar mesela. “Bakmayın amcası böyle yaramazlık yaptığımıza, aslında biz çok usluyuzdur” derler ya da. Alınan karar, yapılan tercih tamamen onlara ait olduÄŸu halde, ortada iki ayrı benlik ve bellek(yani çocuk ve anne) deÄŸil de, som ve sonsuz bir bütünlük varmışcasına katarlar berikinin(çocuÄŸunun) varlığını kendi varlıklarının hudutlarına.

9.Annelerin çocuklarına karşı kullandığı BİZ’in formülü,(Biz=Ben+Sen) deÄŸil, (Biz=Ben+Ben olmayan her ÅŸey)’dir. Böyle bir BİZ’in dışında kalmak mümkün deÄŸildir.

10.Dışında kalınamayan şey taklit edilemez.

11.Anneler yerlerinin doldurulamazlığını, varlıklarının ulaşılamazlığını gösterebilmek için, taklit edilemez olduklarını hissettirir çocuklarına.

12.Uzun süre bu BİZ haline tahammül edemez modern insan. “Öteki”siz kalmayı taşıyamaz. Som yalnızlık, ruha olmasa da akla ziyandır.

13.Sadece som yalnızlık değil, o son yalnızlık da taklit geçirmez bir zırhla kaplıdır.

14.Bu saptama, intiharların, bilhassa, başkalarını taklit etmeye pek bir meyyal oldukların varsayılan gençlerin intiharlarının birbirlerininkini taklit ettiği iddiasıyla açıkça çelişir.

15.Hangi intihar söz konusu olursa olsun, yaşamdır taklit üzerine kurulu olan, ölümden ziyade.

Elif Åžafak,Med-Cezir

Elif Åžafak’a olan hayranlığımı beni yakından tanıyanlar bilir. Åžahsından çok hayranlığım yazdıklarınadır. Zaten onlar da ÅŸahsın aynasıdır benim fikir dünyamda. Yukarıdaki yazının ilk baÅŸta ufak bir bölümünü alıntı yapmayı planlama raÄŸmen, yazının bütünlüğünün bozulacağı korkusuyla çoÄŸu kısmını yazdım.(oldukça yorucu oldu ama…)

Daha yeni yalnızlık üzerine bir yazı yazmışken ben, yazmadan yaklaşık bir ay önce Med-Cezir kitabının sayfaları arasına yerleÅŸtirdiÄŸim bir kağıdı buldum. Üstünde ÅŸunlar yazılı: “Yalnızlık Analizi:Sen ve benler arasında “BİZ”in hakimiyetinde…”Aforizma Taklitleri baÅŸlıklı yazıyı taşıma sebebim oldu biraz da.

Yazıda adım adım beyin fırtınası yapılırken, özellikle ben de büyük hasar bırakan şu maddeleri tekrar okumanızı ve  birazcık o beyin hücrelerinizi yormanızı diliyorum:3,5,8,12

Kimi zaman kendimizi kaptırıp, zamanın akmasını seyrederken atlıyoruz sanırım bazı ÅŸeyleri… Hani 12.’de yazan ÅŸu cümle ne kadar da doÄŸru:”Som yalnızlık, ruha olmasa da akla ziyandır.” Sanırım ruhumuzu olmasa da aklımızı kaybedeceÄŸiz bu gidiÅŸle.(Biz haline dikkat!)

Sanırım kimse bu kadar uzun bir yazıyı okumaz… EÄŸer okuduysa da saolsun, varolsun, gözlerinden ışık eksik olmasın…Â

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Gün izlenimleri Tags:

osmanbicakci.com…

Evet bugün itibariyle parhelia.netcubix.com adresinden osmanbicakci.com a taşındık…Hayırlısı olsun diyelim! Bu gece biraz dinlenmek istiyorum zihinsel olarak. Yarın yeni yazılarla görüşmek üzere!Â

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Gün izlenimleri Tags:

Yalnızlık

Kelimelerin zihinden kağıda en zor yol aldığı zamanlardır yalnızlık demleri… Umutların enkazların altında kaldığı zamanlardan emanet kalan korkular sarar bedeni bu demlerde! BoÅŸlukta frekansı bozulmuÅŸ sarkaç misali gel-git anlarıdır bu zamanlar!

Hiç hissetmediğim kadar yoğun hissettiğimde yalnızlığımı, kalemin iktidarı ele geçirmesine izin vermenin kutsallığa inanmam gerek belki de! Hatıraların sadece hatırda kalmadığını; gönüle nakış nakış işlendiğini bilen ben; belki artık değişim zamanın geldiğine inanıyorum. Ne kadar sahici gelmese de masumiyeti yeni demlerin, belki de tebdil-i zamanda ferahlık vardır diyorum kendime, yine sahici gelmeyecek biçimde..

İstememe; gördüklerimi anlamama ve aslen duymama esaslı bir eyleme dönüşüyor yalnızlık. Hakim olamıyorum belki de su yüzene çıkmasına görmek istemediklerimin. Sade bir yalnızlık deÄŸil ama bu! KlasikleÅŸen “kalabalığın içindeki yalnızlık” olgusunun bir üst seviyesi sanırsam. Soyutlanmaya ihtiyaç duyuyorum nedense. Neden,niçin ve nasıl soruları manasız gelmeye baÅŸlıyor. Biraz kaybolup ortadan izlemek istiyorum çevremdekileri neler olacak acaba diye… Hafiften depresyona yol alıyor yalnızlık!

Kötü bir yalancı olduğumu hissediyorum böyle anlarımda. Kendime attığım yalanların aslında gerçek; gerçeklerin de yalan olduğunu böyle anlıyorum belki de! Derdim; derdime derman aramak değil de; zihnimi uyuşturup kaybetmek neler olduğunu bilmediğim dertlerimin izlerini!

“Ne oldu birÅŸey mi var?” sorularına, nazik olmak uÄŸruna ne kadar “Yok, teÅŸekkür ederim” diye karşılıklar versem de; “evet var aslında sorun hiçbirÅŸeyin olmaması..” diye yanıt vermekten korkmuyorum… Ama gelecek yeni sorulardan ve uygulanması baÅŸa yeni dertler açacak tavsiyelerden korkuyorum hepsinden çok!

Yalnızlığın etkisiyle anlamam gerekenleri daha berrak olarak anlayabiliyorum sanırım:

“Bir avuç toprak için yor kendini

Dünyada ölümden baÅŸkası yalan…”*

Â

Â

*Mete Özgencil, Yalan(Candan Erçetin şarkısıdır.)

Dikkat! : Bir rahatlama terapisi sonucunda ortaya çıkan iç dökümüdür yukarıdakiler. Yazı hiç düzenlemeden yazılmıştır. Tam manasıyla bir depreşim yazısıdır. Ruh sağlığında ciddi yaralara sebebiyet verebilir.

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Nerden çıktın ya sen! Tags:

EÄŸer…

Can Dündar’ın 2003 yılındaki Sevgililer Günü yazısı… HoÅŸuma gitti paylaÅŸmak istedim. Sanırım bazı duyguların tarifi sınırsız. Bu da onlardan biri ve çok hoÅŸ bir tanımla karşı karşıyayız… Buyrun buradan…

EÄŸer

O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boÅŸluÄŸuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreÄŸiniz…
    Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neÅŸeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz… ve her konduÄŸunuzda diÄŸerini iple çekiyorsanız bu hislerin…
    O’nunlayken pervaneleÅŸen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain…
    sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
    ve O, her durduÄŸunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe aÄŸlıyorsa…
    dünyanın en güzel yeri O’nun yaÅŸadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse…
    hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse…
    elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
    kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar…
    her ÅŸiirde anlatılan O’ysa… her filmin kahramanı O… her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa…
    bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
    iÅŸtahınız kapanıyor, iÅŸtahınız açılıyor, iÅŸtahınız ÅŸaşırıyorsa…
    iÅŸtahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa…
    eliniz telefonda yaşıyor, iÅŸaret parmağınızla ha bire O’nu tuÅŸluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduÄŸunu adınız gibi biliyorsanız…
    mütemadi bir sarhoÅŸluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuÅŸan birini dinlerken “keÅŸke O anlatsa” diye iç geçiriyorsanız…
    kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü…
    özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu…
    hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız…
    O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse…
    ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse…
    gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
    bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine…
    uÄŸruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa…
    dışarıda yer yerinden oynuyor ve “içeri”de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
    nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız…
    kaybetme korkusu, kavuÅŸma sevincinden ağır basıyorsa ve aÅŸk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim…
    gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir ÅŸarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa…
    Her gidiÅŸte ayaklarınız “Geri dön” diye yalpalıyorsa ve siz kendinize raÄŸmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla…
    …o halde bugün sizin gününüz!..
    “Çok yaÅŸa”yın ve de “siz de görün”üz.

Evet Can Dündar’ın sesinden dinlemek isterseniz buyrun buradan

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark

Bulamadık…

Karanlığın geceyi sardığı gibi sarılmak umutlara. Sıkı sıkı sarmalamak onu. Kendini korumaya çalışmak kötülüklerden. Yitip gidenlerin arkasından söylenen ayrılık türküleri gibi, yarayı sarmaya çalışırken aslında tuz bastığının farkında olmamak.

Kimileri için ne kadar yalınsa hayat; kimileri için de o kadar karmaşık. Bir yanda azlık varken, bir yanda çokluk.. Bir yanda cefa varken, bir yanda sefa. Ama en önemlisi bir yanda gerçek varken bir yanda yalan!

Sahteliklerin sarıp sarmalıdığı ÅŸu izbe yerde, kimlerin ne umutları vardır acaba? Hangilerimiz sıkı sıkı sarılmıştır umutlara, boÅŸluÄŸa düşen ayaklarımıza raÄŸmen “elveda” dememek için yaÅŸanılası günlere… Ya da kim sarılmamıştır ki.

Saadeti bulamayıp da; birgün mutlak saadete ulaÅŸacağını düşlemek, hakim kılar belki de bizi hayatımızdaki karanlıkların üstünde. Gün gelip de kim olduÄŸumuz, ne olduÄŸumuzdan önemli olduÄŸunda; hani yaprakların sonbaharda topraÄŸa kavuÅŸtuÄŸu gibi gerçeklere kavuÅŸtuÄŸumuzda; kimbilir belki o günde döneceÄŸiz hayatın güzel iklimlerine…

Önce saadeti aradık sonra umudu… Aslında istediÄŸimiz mutluluktu hayattan bulamadık… En sonda başımız önde dönerken geldiÄŸimiz yere; yerde hüzünlere rastladık. Biriktirmeye baÅŸladık onları. Fakat olmadı… Avunamadık… “Yoksa biz bu dünyadan deÄŸil miydik?”*

Â

Handan hamamdan geçtik,

Gün ışıgındaki hissemize razıydık;

Saadetinden geçtik,

Ümidine razıydık;

Hiçbirini bulamadık…

Kendimize hüzünler icadettik,

Avunamadık;

Yoksa biz…

Biz bu dünyadan değil miydik?*

*Orhan Veli,Giderayak

Â

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Nerden çıktın ya sen! Tags: