Yolculuk
Devamlı bir yolculuk hali içindeyim. Bedenen değil de, zihnen dolanmaktayım tüm sınırlarında düşünce coğrafyasının.
Yüküm hafif zaten. Sırtım boş, elim boş, kalbim boş. Bir kuru ağırlığı var hayallerimin. Onlarda tüy kadar hafif zaten.
Yer ve yön duygum yok bu yolculukta. Rüzgarı takip etmekteyim belki de. Neden niçin diye sormadan sürüklenmeyi beklemekteyim ansızın. Kah kuzey sınırına sürükleniyorum, kah doğuya. Bir bakmışım batıdayım da, ertesi zaman diliminde doğudayım.
Â
Sessizdir bu yolculuklar. Kendi sesin bile yabancı gelir de, dinlemezsin onu. Manasız gelir serzenişleri. Bir yaprak gibi sessizce, rüzgarın durup da düşeceğin yeri merak edersin. Kime nasıl yar olacaksın, onun hayalini kurarsın.
Yol halidir. Belki hiç düşmezsin yere de, devr-i alem eder durursun yaban diyarlarda. Bir kimsesizlik hali deÄŸil de, bir yolculuk halidir de kimsecikler anlamaz senden baÅŸka. Üstadın tarifi baÅŸka tarif istemez bu halin üstüne: Â
Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
İçimde bu azgın davet ne demek?
Oraya, nerdeyse güneşin sonu,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.
Altımdan kaydırdı bir el minderi;
Herkes yatağında, ben ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
Gözlerim yumulu, aramaktayım.Beni çağırmakta yabancı dostlar;
Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
Eski evde, ÅŸimdi bir baÅŸka ev var:
Avlusu karanlık, suları tadsız.
Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
Yangın varmış gibi yukarı katta,
Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!Başım, artık onu taşımak ne zor!
Başım, günden güne kayıtsız bana.
Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
Acı rüzgarların çektiÄŸi yana…*
*Necip Fazıl Kısakürek, Yolculuk.