Multitasking

Multitasking

Teknik terimlerin ve bazı özel kalıpların, başka dillerden Türkçe’ye tercümesi, hem oldukça zahmetli ve hem de çoğu zaman gerçek anlamını yansıtamayacak şekilde tercüme edilmesiyle sonuçlanmakta. Ve bu yazının konusu da bu kelimelerden biri olan, Multitasking.

Multitasking, İngilizce bilmeyen çoğu kişinin de aşina olduğu “multi” sıfatıyla başlamakta ve “tasking” kelimesiyle birleşip, “Bir Kelime Çok İşlem”li bir anlam kazanan bir kelime. Aslıyla bir teknik terimden evrilmiş bu birleşik kelime, kavram olarak aynı zamanda (t=sabit) birden çok farklı eylemi gerçekleştirebilmeyi işaret eder. Bir üst paragrafta tanımlamaya çalıştığım gibi, Türkçe’ye çoklu işlem olarak evrilmeye çalışılmış ama çoğu teknoloji kavramı gibi orjinal haliyle daha çok kullanılan bir kavram.

Daha fazla teknik detayla ilgilenmiyorsanız bir sonraki paragrafa devam edebilirsiniz. Göster kısmı ise biraz daha teknik detay içermektedir.

Göster »

Wikipedia ‘da “Multitasking” kavramı üç kırılımda incelenmiş:

Multitasking may refer to any of the following:

  • Computer multitasking – the apparent simultaneous performance of two or more tasks by a computer’s central processing unit
  • Media multitasking could involve using a computer, mp3, or any other form of media in conjunction with one another.
  • Human multitasking – The ability of a person to perform more than one task at the same time.

“Computer multitasking” kısmı kelimenin kaynağı olan teknik ve biraz da mesleki dikkati/ilgimi çeken bir konu. Aslında tek işlemcili mimarilerde, multitasking sadece biraz illüzyon ile CPU(işlemci)’daki işlemlerin (process) zaman ve öncelik sıralamasıyla kaynak planlaması yapması sonucunda sanki hep beraber yapıyormuş gibi gösterme tekniğidir. Multitasking, tek bir işlemcinin birden fazla işi yürütmesi iken Multiprocessing’te birden fazla cpu birden fazla işi yürütmektedir.Yani aslında multitasking’te cpu işleri sırayla yapar, işlerin yapılışında paralellik yoktur. Multiprocessing‘te ise gerçek anlamda birden fazla iş aynı anda yapılabilir.

Teknoloji bakış açısından biraz daha uzaklaştığımızda,  günlük hayatta çoğu zaman multitasking yaptığımızı farkedeceğiz. Özellikle teknolojinin gelişimiyle eş zamanlı olarak yapmaya yürütmeye çalıştığımız eylem sayımız arttı. Hatta yeni neslin bir önceki nesle göre daha iyi multitasking yeteneği olduğunu gösteren çeşitli araştırmalar da olmuş.

Aşağıdaki video bu konuyla ilgili:

Peki multitasking gerçekten işe yarıyor mu? Mashable’daki bir makale beni bu konu hakkında biraz daha kafa yormaya ve araştırmaya yöneltti.

Çoğumuz multitasking yeteneğimizle övünürüz ama genel olarak multitasking maalesef yapılan işlerin kalitesini düşürüyor ve toplam süreyi uzatıyormuş. ( Genel olarak diyorum, çünkü çoğu zihinsel mekanizmanın hala belirli bir oranda çözümlenebilmiş olması, bu gibi hallerde “genelde” ibaresini kaldırmamıza engel oluyor. )

Psychology Today‘de 30 Mart’ta yayınlanan makaleye göre, multitasking sadece iki koşul sağlandığı taktirde söz konusu olabilirmiş: Birincisi, yaptığımız eylemlerden biri odaklanmamızı gerektirmeyecek kadar özümsediğimiz bir eylem olmalı, ve ikincisi ise, eylemler beynin farklı bilgi işlem noktalarında işlenmeli.

Örneğin, enstrümantal diye sınıflandırabileceğimiz söz içermeyen müzikleri dinlerken aynı zamanda etkin bir biçimde okuma eylemini yerine getirebilirmişiz. Ama eğer dinlediğiniz müziğin sözleri de varsa, o zaman beynin bilgiyi işleme kapasitesi bir önceki örnekten daha düşük bir grafik sergiliyormuş. Bunun sebebi ise, her iki eylemin de beynin aynı bölgesinin işlemesini gerektiriyor olması.

Bu bakış açısından hareketle multitasking zihin için oldukça  zahmetli bir eylem, belki de imkansız! Yani bizim multitasking yaptığımızı söylememiz pek doğru değil. Eğer denemek isterseniz, test etmek son derece kolay:

Bu eylemleri aynı zamanda yapabiliyor musunuz? Telefonla konuşurken, maillerinizi okuyun, IM(Instant Message) gönderin ve YouTube’da popüler videolardan birini izleyin.

Peki yaptığımızı zannettiğimiz multitasking değil ama ne?

Bizim de yaptığımız, tek CPU’lu mimarilerde multitasking diye adlandırılan işlemden pek farklı değil. Yaptığımız; bir eylemi gerçekleştirirken onu bırakıp, bir diğerine geçmemiz ve sonra tekrar yaptığımız işleme geri dönmek, yani aynı zamanda birden çok eylem yaptığımızı sanarken aslında yaptığımız bir eylemden diğerine hızlıca geçebilmek. (Serial Tasking) (Hey, aslında bu da iyi bir yetenek, yani sanırım !? )

Serial Tasking ile Single Tasking yöntemi karşılaştırıldığı zaman ise, özellikle zor eylemlerde maalesef Serial Tasking’ yöntemiyle en az %40 oranında daha uzun zamana ihtiyaç duyulmuş. Bu da aslında birden fazla eyleme odaklanmak yerine, tek eyleme odaklanıp o eylemi tamamladıktan sonra başka işlemi geçmenin daha üretken ve daha etkili olduğunu gösteriyor.

Multitasking
Multitasking - Image from pureliteracy.com

Gündelik hayatta çok sık yapılan eylemlerle ilgili başka bir araştırmada ise, çocukların ödevlerini yaparken TV seyrediyorsa daha kötü performans sergilediği ortaya konulmuş. Aynı araştırmada, e-maillerini sıklıkla kontrol etmeyen çalışanların da daha etkili çalıştığı gözlenmiş.

Aleyhine bu kadar kanıt varken bile multitasking hakkında kesin hüküm verebilmek için henüz erken. Ama yine de bu araştırmaları da göz önünde bulundurup, tek eylem üzerine odaklanmayı deneyebilirsiniz. Böylece kendinizi daha az yorup, daha iyi işler ortaya koyabilme ihtimalini de test etmiş olursunuz. Tabii ne yaparsanız yapın, trafikte aşağıdaki videodaki şahıs gibi olayı uç noktalara sürüklemeyin!

 

Share
Time Goes

Geçmiş Zaman Olur Ki

Zaman dediğimiz beyhude bir kavram. Hayatta zaman düzleminde ya da ilişkili düzlemlerde ilerlerken, en son neresinde bir dem es aldığınızı unutur hale geliyorsunuz.  İşte ben de uzun zamandır bu ruh haliyle, hayat meşgalesi demekten geri kalınmayacak bir düzende ilerlerken not düşmeyi unuttum bir yerlere. Çırağın o ne yaptığını bilmez edasıyla yeniden başlamam, harf harf düşürmeye kelamlarımı bu yüzdendir.

Uzun lafı kısası; geçmiş zaman olur ki diye andığım hatıralarımdaki köprülerin, altından da üstünden de çok sular aktı. Yaklaşık bir ay önce,  osmanbicakci.com‘da yapacağım bir dizi eylem öncesinde, işte tam da bu zaman aşımından dolayı bahar temizliği operasyonuna giriştim.

Operasyonun amacı, yapacağım bir dizi eylem öncesinde eski yazıların tozlu arşivlerdeki yerini alması ve gözden kaybedilmesiydi. Bu operasyon sırasında, ilk gönderimden başlayıp tüm kayıtlı gönderilerimi de tek tek okudum. (Eğer blog sahibiyseniz belli aralıklarla bu eylemi tekrarlamak hangi konularda ilerleme katettiğinizi görme konusunda yardımcı olabilir. )

Time Goes
Time Goes

Photo from http://barefootliam.deviantart.com

Bahar Temizliği Operasyonu

Bahar temizliği sırasında gönderileri okurken geçmişe doğru kısa bir yolculuk da yaptım işte satır araları:

  • Blog‘a ilk gönderiyi 2005 yılında (2005/10/14 tarihinde) girmiştim. Bu blog gönderisi oldukça kısa(20 kelime) bir giriş yazısıydı, ki o zamanlar bu tarzda giriş yapan tek ben değildim. İlk blog gönderimi okumak isteyenler aşağıdaki göster’e tıklayabilirler ancak çok da vakit kaybetmelerine gerek yok!

Göster »

Hani Cem Karaca’nın bir şarkısında geçer ya: “Bindik bir alamete,gideyoz kıyamete…” Benimki de o misal! Ne diyem gari(!):Haydi hayırlısı!!!

  • Bunun öncesinde hem Google’un Blogger altyapısında hem Microsoft’un MSN Spaces ortamında çeşitli blogvari girişimlerim de olmuştu. Ancak günümüz standartlarındaki ilk blog altyapım WordPress üzerindeydi. WordPress’in o zamanki versiyonu 1.5.3 idi.
  • Blog’un ilk alan adı aslında bir subdomain’di. Şimdilerde aktif olmayan Netcubix alan adı üzerinde,erkankavas.com‘un iştirakleriyle hayat bulmuştu.
  • 2006 yılının 25 Şubat’ında yine erkankavas.com‘un iştiraklerinden biri olan Mellek Hosting altyapısını kullanarak osmanbicakci.com alan adına taşındık. Mellek Hosting Media Temple’ın Dedicated Virtual Hosting servisini kullanarak hosting hizmeti sunuyordu.
  • Bu zaman zarfında blog’a hatırı sayılır miktarda trafik getiren kaynak/keyword ise İrem Yağcı ve Hayalet Sevgilim’di. O dönemde internette fenomen haline gelen,Hayal Et Sevgilim haliyle de anılan şarkı istemeden de olsa İrem’i uzun süre gündemde tutmuştu. İrem de çok vakit kaybetmeden ve fırsatı kaçırmadan tek albümlük tarih sahnesinde yerini 2006 yılında Avrupa Müzik bünyesinde çıkardığı albümle almıştı.
  • Blogun bir diğer trafik kaynağı ve  PageRank’ı yükselten içeriği ise, biraz da o zamanki bilinçsizlikle paylaşım amacıyla siteye eklenen şarkı sözleri ve linkleriydi. Bu kaynaklar gelen trafik, normal içerik trafiğini de arttırmış ve sitenin genel trafiği de haliyle birkaç katına çıkmıştı.
  • Sitenin bu dönemdeki (2006 yılı herhangi bir zaman aralığındaki 18 gönderi seçildi.) içeriği inceleyecek olursak 18 adet gönderinin dağılımı aşağıdaki şekildeydi. 

Blog İçerik Dağılımı

  • 2007 yılı ile birlikte gerek üniversite yaşamındaki yoğunluk, gerekse yavaş yavaş iş dünyası telaşı içine girmemden dolayı blogtaki gönderi grafiği azalışa geçti. 2008 yılı ile neredeyse de yok denilecek kadar azaldı. 2008 yılında sadece dört, 2009 yılında ise sadece üç blog gönderisinin bulunması da bu durumun kanıtı.
  • 2010 yılında ise iş hayatımdaki yoğun tempo ve akış arasında kaybettiğim ve unuttuğum çoğu şey arasında yerini aldı. Örneğin daha fazla vakit ayırabilmiş olmayı dilediğim bir diğer konuysa yine aynı dönemlerde ihmal ettiğim İtalyanca öğrenmek idi.
  • 2010 yılının son aylarında askerlik sebebiyle hayatıma ara verdim. O ara zaten ara halinde olan blog için pek hissedilebilir olmasa da benim için oldukça geniş bir aralık oldu. Aralık ayında başlayan bu aralık 2011 yılının Mayıs ayı ortalarında sona erdi.

Şimdi ise tüm bu satır aralarını okuyarak kendime öğretiler çıkarıyorum.

Biliyorum ki, bazı şeyler paylaştıkça,bölündükçe artar. Öğrenerek yeniden başlıyorum paylaşmaya… 

Share