Aforizma Taklitleri

closeBu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.

This post was published 11 years 9 months 15 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.

“Her insan başkaları olmak ister, başkaları da o olsun ister.” der Ortega y Casset. “Bir başkasını, kendi olduğumuzdan öte, öteki olmayı, ötekinin varlığıyla da kaynaşmayı arzuladığımız oranda severiz ve gerçekten, ötekinin varlığını kendi varlığımızla duyarız.” Eğer böyleyse, durmadan birilerine ihtiyaç duyarız; daha doğrusu illaki birine… sesimizi yankılayacak ve/veya bizi yankımıza ses verecek, taklit edebileceğimiz ve/veya bizi taklit edebilecek birine. Ne var ki bu tutum, çocukluktan itibaren gayet iyi tanıdığımız, mütemadiyen içimizde taşıdığımız bir başka hakikate verdiğimiz tepkidir aslında: yalnızlık! Yalnızdır insan özünde. Ve çoğullunun aksine, taklit geçirmez bir zırhla kaplıdır som yalnızlık!

….

Karınca adımlarını önemserdi Ortega y Gasset. Benzer bir yol izleyebiliriz belki de, aforizma taklitleriyle….

1. İnsan kendi kendisiyle baş başa kaldığı somut, sınırlı, sonlu anlarda değil, kendi kendisinden başkası olamadığını kavradığı o soyut, sınırsız, sonsuz zamanda ayırdına varabilir ancak yalnızlığın.

2. Yalnızlığa tahammül edebiliriz etmesine de, bir şartla;Yalnızlık, her yeri eşit şekilde kaplayan bir boşluk gibi dört bir yana akmayı durdurup, sadece(ya da en çok) bize özgü bir hale gibi etrafımızı kuşattığında.

3.Yalnızlığın, “ben”im yalnızlığım olabilmesi için, varlığından bahsebileceğim bir benlik sahibi olmaya ihtiyaç duyarım ve bunun için de muhakkak bir “öteki”ne.

4.Bu yüzdendir ki, en kapalı inziva hallerinde en çilekeş münzeviler biler muhakkak bir şekilde ya peygamberlerin, ya ermişlerin, ya şeyhlerin, ya da bizzat Tanrının suretini görmeye çabalarlar.

5.Taklit hep bir “öteki”nin varlığını gerektirir ve alttan alta, onu, kendinden daha çok sevmeyi. Bu da temelde bir “ben” ve “sen” ayırımı gerektirir.

6.Tanrı, 99 sıfatıyla birlikte, “taklit edilemez”dir. Bu yüzden “ben” ve “sen” ayrımını toptan kaldırarak, “biz” diye hitap eder kutsal kitaplarında.

7.Lav gibidir özne BİZ. Tek ve mutlak bir kaynaktan fışkırdığı halde, sanki her yerden boy vermiş ve her yere aitmişcesine, pervasızca dört bir yana yayılan, yoluna çıkan herşeyi istisnasız, ayrımsız eteklerinin altına alan, kendi dışında bir varlık kalmayıncaya değin tüm bir yaşam alanını kaplayan, yakıcı, kavurucu, fetih tutkunu lav gibi. Tüm yaratma, yok etme, cezalandırma, mükafatlandırma eylemlerini anlatırken, BİZ diye hitap eder Tanrı.

8.Çocuklarıyla ilişkilerinde birer tanrı olmaya çalışır anneler. “Biz” adına konuşmayı severler. “Acıktık mı?” diye sorarlar mesela. “Bakmayın amcası böyle yaramazlık yaptığımıza, aslında biz çok usluyuzdur” derler ya da. Alınan karar, yapılan tercih tamamen onlara ait olduğu halde, ortada iki ayrı benlik ve bellek(yani çocuk ve anne) değil de, som ve sonsuz bir bütünlük varmışcasına katarlar berikinin(çocuğunun) varlığını kendi varlıklarının hudutlarına.

9.Annelerin çocuklarına karşı kullandığı BİZ’in formülü,(Biz=Ben+Sen) değil, (Biz=Ben+Ben olmayan her şey)’dir. Böyle bir BİZ’in dışında kalmak mümkün değildir.

10.Dışında kalınamayan şey taklit edilemez.

11.Anneler yerlerinin doldurulamazlığını, varlıklarının ulaşılamazlığını gösterebilmek için, taklit edilemez olduklarını hissettirir çocuklarına.

12.Uzun süre bu BİZ haline tahammül edemez modern insan. “Öteki”siz kalmayı taşıyamaz. Som yalnızlık, ruha olmasa da akla ziyandır.

13.Sadece som yalnızlık değil, o son yalnızlık da taklit geçirmez bir zırhla kaplıdır.

14.Bu saptama, intiharların, bilhassa, başkalarını taklit etmeye pek bir meyyal oldukların varsayılan gençlerin intiharlarının birbirlerininkini taklit ettiği iddiasıyla açıkça çelişir.

15.Hangi intihar söz konusu olursa olsun, yaşamdır taklit üzerine kurulu olan, ölümden ziyade.

Elif Şafak,Med-Cezir

Elif Şafak’a olan hayranlığımı beni yakından tanıyanlar bilir. Şahsından çok hayranlığım yazdıklarınadır. Zaten onlar da şahsın aynasıdır benim fikir dünyamda. Yukarıdaki yazının ilk başta ufak bir bölümünü alıntı yapmayı planlama rağmen, yazının bütünlüğünün bozulacağı korkusuyla çoğu kısmını yazdım.(oldukça yorucu oldu ama…)

Daha yeni yalnızlık üzerine bir yazı yazmışken ben, yazmadan yaklaşık bir ay önce Med-Cezir kitabının sayfaları arasına yerleştirdiğim bir kağıdı buldum. Üstünde şunlar yazılı: “Yalnızlık Analizi:Sen ve benler arasında “BİZ”in hakimiyetinde…”Aforizma Taklitleri başlıklı yazıyı taşıma sebebim oldu biraz da.

Yazıda adım adım beyin fırtınası yapılırken, özellikle ben de büyük hasar bırakan şu maddeleri tekrar okumanızı ve birazcık o beyin hücrelerinizi yormanızı diliyorum:3,5,8,12

Kimi zaman kendimizi kaptırıp, zamanın akmasını seyrederken atlıyoruz sanırım bazı şeyleri… Hani 12.’de yazan şu cümle ne kadar da doğru:”Som yalnızlık, ruha olmasa da akla ziyandır.” Sanırım ruhumuzu olmasa da aklımızı kaybedeceğiz bu gidişle.(Biz haline dikkat!)

Sanırım kimse bu kadar uzun bir yazıyı okumaz… Eğer okuduysa da saolsun, varolsun, gözlerinden ışık eksik olmasın…

Share

Osman BICAKCI

I am a technology lover who lives in Istanbul. I would like to converge many of things in my life, there is one rule instead; simplicity is required.

As a technology lover, there are a million things I want to experience, to do, to be better at. I believe that “A life without a cause is a life without an effect” so I’m willing to build my life onto a good and valid cause for reaching and creating a good effect.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*