Denizde Kadın Bir USO’dur (Unidentified Swimming Object)

closeBu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.

This post was published 12 years 8 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.

Evet bir sitede rastladığım bir yazıyı aktaracağım size…Hani doğruluk payı yüksek olan bir yazı bence…Fena değil denilebilir.Neyse uzatmadan vereyim yazıyı:

Denizde Kadın Bir USO’dur (Unidentified Swimming Object)

Büyük türk misoginistlerinden bir abimiz vardır, Kazım abi. O hep “ben denizdeki bir kadının ne iş yaptığını yüzüşünden çözerim” derdi. Netekim çözerdi de. Nerede ellerini vücuduyla birlikte iki yana sala sala debelenen bir kadın var; Kazım abi, “Bak bu subay eşi”. Nerede stil yapmaya çalışan bir kasıntı var, “Bak bu üniversite öğrencisi, muhtemelen filoloji okuyor” derdi ve tutardı.

Eh, Kazım abi, çekirdekten, biz meslekten sosyoloğuz. Dolayısıyla el mahkum biraz daha bilimsel olacağız. Ben Kazım abiyle bir yere kadar aynı kanaatte olsam da, yüzen kadını pek tanımlanabilir bulmuyorum. Onlara, izniniz olursa, yazının geri kalanında USO’lar yani Unidentified Swimming Objects (Kimliği Belirsiz Yüzen Objeler) diye hitap edeceğim.

Kadınlar, ister afet olsunlar, ister boneli bir kokona, hiç fark etmez, suya girdiklerinde yüzme bilmeyen bir kurbağa sürüsü gibi anlamsız sesler çıkarırlar. Öncelikle, deniz onlar için yüzme mekanı değil, marsık gibi bronzlaşma alanıdır. İki tarafları da yeterince piştiğinde “cos” sesi çıkarıp serinlemektir ancak onların suyla bağlantısı. USO’lar, bunun için az görünürler. Daha çok kıyıda dolanan tanımlı objeler olmayı tercih ederler.

Bunun en büyük sebeplerinden birisi, yüzen kadın gerçekten kimliksizdir, az bulunan ama kimliksizliğinden dolayı ayırt edilemeyen bir USO olduğunun bilincindedir. Hele bir de kafası ıslanmışsa, yüzen “n” tane nesneden birisi oluverirler ve bu çıldırtıcıdır. Saçlar dağılmış, makyaj akmış, kafadan başka bir yer görünmüyor; kısaca bütün karizma kurda kuşa yem olmuş. Oysa bronzlaşırken öyle mi ya? Beden sergilenmiş, selülitlerin en az dikkat çektiği bronzlaşma pozisyonu alınmış, hele bir de Susanna Tamaro kitabı ve walkman’de bir Michael Bolton kaseti eklenmişse menüye; gel keyfim gel.

Bu durum, bir tek havuzda değişebilir. Kadın, havuzda suyla daha haşır neşirdir. Çünkü; havuzların dibi görünür. Çok daha sık girip çıkma olanağı vardır. Ayrıca, suya daldıktan sonra yüzeye gökyüzüne ve aynı anda etrafına bakarak çıkan tek ırk kadınlardır.

Geçenlerde Aktüel dergisinde de yayınlandı, daha önce akademik dergilerde de görmüştüm, kadınların kafaları, bikiniliyken, gayet net olarak daha az çalışıyor. Benzer matematik problemlerini aynı kadınlara giyinikken ve bikiniliyken sormuşlar; binlerce kadının neredeyse hepsi birden, bikiniliyken çok daha az başarı göstermiş. Konsantrasyon problemi, bunun tek sebebi. Hangi kadın (hele bedenini sergiliyorken) nasıl göründüğü fikrinden başka birşeye uzaklaşabilir ki?

Burada bir de kadın kılıklı erkeklerden bahsetmeden geçmek ayıp olur. Bunlar ki, pazu vasıtasıyla kadın peşinde koşan ve izleyici eşliğinde artistik atlamalar yapan ekiptir. Tıpkı kadınlar gibi güneşlenirken pozisyon alır, ciğerlerini nasılsa hep havayla dolu tutar, kasıldıkça kasılırlar.

Kadının yüzmemesinin tek sebebi, USO olmak istememesi değildir elbette. Kadın, prensip olarak yüzmez. Yüzme bilmez. Bilse de korkar. Denizanasından korkar, köpekbalıklarından korkar, yosunlardan, yengeçten; korkacak birşey bulamazsa kolayca denizin kendisinden korkar.

Bu, iyi bir vesile oldu, epeydir bu köşede korku olayından bahsetmek istiyordum.

Korku, insanoğlunun yemek içmek kadar doğal özelliklerinden birisi. Hepimizin kimi korkuları var elbette. Ama kadınlar, korku olayının bokunu çıkarmada üstün başarı gösterirler. Kedi, köpek, hamamböceği, karanlık, boş ev, daha güzel kadınlar; unutmayın: Bazen bir tükenmez kalem bile tükenmeme olasılığıyla korku nesnesine dönüşebilir bir kadın için.

Hiçbir erkek, kadınları korkanlar ve korkmayanlar diye ikiye ayırmaz çünkü. Kadınların, (erkeklerin de severek boyun eğdiği) sürekli “kollanma” hali için güzel bir malzemedir. Eh, biraz dürüst olun, hedef yolunda ilerliyorken yolunuz gece ve mezarlık civarından geçiyorsa başınıza daha güzel ne gelebilir. Hatun elbette önce mezarlıktan sonra karanlıktan korkacak, hafiften sokulacaktır.

Benim salak ırkım, hatunlara sokulma konusunda biraz daha yaratıcı olmayı becerebilse; garantili dövme gibi taşıdığımız “kollama” misyonumuzdan daha kolay yırtarız belki.

Bir kadın için fiziği herşeyidir. Dolayısıyla, tırnak boyları, cilt bakımları gibi daha akademik olaylar dışında birşey için kalori harcamamak daha rasyonel görünür. Hele ki uyuz bir köpekten korkmak bu kadar konforluyken bu korkuyu niye yenmek için uğraşsın ki? “Ay beyefendi korkuyorum, çeksinler bu köpeği buradan” dediğinde o köpeğe şehvetle “hoşt” diyecek bir enayi her zaman vardır nasılsa.
Yazan:Feridun Nâdir

Share

Osman BICAKCI

I am a technology lover who lives in Istanbul. I would like to converge many of things in my life, there is one rule instead; simplicity is required.

As a technology lover, there are a million things I want to experience, to do, to be better at. I believe that “A life without a cause is a life without an effect” so I’m willing to build my life onto a good and valid cause for reaching and creating a good effect.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*