Eğer…

closeBu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.

This post was published 11 years 9 months 20 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.

Can Dündar’ın 2003 yılındaki Sevgililer Günü yazısı… Hoşuma gitti paylaşmak istedim. Sanırım bazı duyguların tarifi sınırsız. Bu da onlardan biri ve çok hoş bir tanımla karşı karşıyayız… Buyrun buradan…

Eğer

O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz…
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz… ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin…
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain…
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa…
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse…
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse…
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar…
her şiirde anlatılan O’ysa… her filmin kahramanı O… her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa…
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa…
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa…
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız…
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken “keşke O anlatsa” diye iç geçiriyorsanız…
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü…
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu…
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız…
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse…
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse…
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine…
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa…
dışarıda yer yerinden oynuyor ve “içeri”de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız…
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim…
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa…
Her gidişte ayaklarınız “Geri dön” diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla…
…o halde bugün sizin gününüz!..
“Çok yaşa”yın ve de “siz de görün”üz.

Evet Can Dündar’ın sesinden dinlemek isterseniz buyrun buradan

Share

Osman BICAKCI

I am a technology lover who lives in Istanbul. I would like to converge many of things in my life, there is one rule instead; simplicity is required.

As a technology lover, there are a million things I want to experience, to do, to be better at. I believe that “A life without a cause is a life without an effect” so I’m willing to build my life onto a good and valid cause for reaching and creating a good effect.

2 thoughts to “Eğer…”

  1. Gerçekten çok hoş ifadeler kullanılmış.. şimdiye kadar nekadar çok insan aşkın tanımını yapmıştır ya da yapmaya çalışmıştır desem daha doğru olur sanırım çünkü herkes aşktan nasibini farklı ölçülerde aldığı için tek bi tanımı da yok bu duygunun. Hele de aşkı bi kelimeyle ifade etseniz.. gibi soruları çok yersiz buluyorum ben. zaten bu soruya muhattap olan kişilerin şöyle uzaklara dalıp uzun uzun düşündükten sonra adam akıllı bi cevap veremeyişleri de bu sebeptendir:) bana sorsalar ben de kalırım öyle o da ayrı mesele tabi;)ama yine de ne olursa olsun hangi yüzyılda olursak olalım üzerinde tartışmaktan konuşmaktan vazgeçmeyeceğimiz bi konu bu, aşk mevzusu yani. benim de şuan dinlediğim şarkı tam konumuza uygun şöyle bi kaç cümle yazıyım;
    “düşündürdü yine beni gözlerin
    her bakışın içimde ateş olur
    beni benden alır senin sözlerin
    biri biter ötekisi dert olur…”

  2. Hayatta hiçbirşeyi tek kelime ile tanımlayamam ki ben… Öyle bir kabiliyetsizlik mevzu bahis bende… Aşk kelimesinin günümüzde kullanan insanlar tarafından o kadar değersizleştirildiğini düşünüyorum ki… Artık her ilişkinin adı aşk, her beraber olduğunun adı da aşkım oldu… Ama asıl aşksa söz konusu olan(ki öyle) ilk insanla başladı onun öyküsü, son insanla da son bulmayacak… Sonsuza dönüşecek…

    Şu an kendimi canı acaip derece sıkkın ve kötü hissediyorum nedense… Bir depresyon yazısı gelmesi an meselesi… Sanırım sancılı birgün olacak bugün! Hadi hayırlısı…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*