Bu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.This post was published 5 years 11 months 18 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.
Can Dündar’ın 2003 yılındaki Sevgililer Günü yazısı… HoÅŸuma gitti paylaÅŸmak istedim. Sanırım bazı duyguların tarifi sınırsız. Bu da onlardan biri ve çok hoÅŸ bir tanımla karşı karşıyayız… Buyrun buradan…
EÄŸer
O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boÅŸluÄŸuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreÄŸiniz…
    Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neÅŸeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz… ve her konduÄŸunuzda diÄŸerini iple çekiyorsanız bu hislerin…
    O’nunlayken pervaneleÅŸen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain…
    sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
    ve O, her durduÄŸunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe aÄŸlıyorsa…
    dünyanın en güzel yeri O’nun yaÅŸadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse…
    hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse…
    elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
    kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar…
    her ÅŸiirde anlatılan O’ysa… her filmin kahramanı O… her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa…
    bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
    iÅŸtahınız kapanıyor, iÅŸtahınız açılıyor, iÅŸtahınız ÅŸaşırıyorsa…
    iÅŸtahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa…
    eliniz telefonda yaşıyor, iÅŸaret parmağınızla ha bire O’nu tuÅŸluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduÄŸunu adınız gibi biliyorsanız…
    mütemadi bir sarhoÅŸluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuÅŸan birini dinlerken “keÅŸke O anlatsa” diye iç geçiriyorsanız…
    kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü…
    özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu…
    hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız…
    O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse…
    ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse…
    gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
    bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine…
    uÄŸruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa…
    dışarıda yer yerinden oynuyor ve “içeri”de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
    nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız…
    kaybetme korkusu, kavuÅŸma sevincinden ağır basıyorsa ve aÅŸk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim…
    gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir ÅŸarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa…
    Her gidiÅŸte ayaklarınız “Geri dön” diye yalpalıyorsa ve siz kendinize raÄŸmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla…
    …o halde bugün sizin gününüz!..
    “Çok yaÅŸa”yın ve de “siz de görün”üz.
Evet Can Dündar’ın sesinden dinlemek isterseniz buyrun buradan…




Gerçekten çok hoş ifadeler kullanılmış.. şimdiye kadar nekadar çok insan aşkın tanımını yapmıştır ya da yapmaya çalışmıştır desem daha doğru olur sanırım çünkü herkes aşktan nasibini farklı ölçülerde aldığı için tek bi tanımı da yok bu duygunun. Hele de aşkı bi kelimeyle ifade etseniz.. gibi soruları çok yersiz buluyorum ben. zaten bu soruya muhattap olan kişilerin şöyle uzaklara dalıp uzun uzun düşündükten sonra adam akıllı bi cevap veremeyişleri de bu sebeptendir:) bana sorsalar ben de kalırım öyle o da ayrı mesele tabi;)ama yine de ne olursa olsun hangi yüzyılda olursak olalım üzerinde tartışmaktan konuşmaktan vazgeçmeyeceğimiz bi konu bu, aşk mevzusu yani. benim de şuan dinlediğim şarkı tam konumuza uygun şöyle bi kaç cümle yazıyım;
“düşündürdü yine beni gözlerin
her bakışın içimde ateş olur
beni benden alır senin sözlerin
biri biter ötekisi dert olur…”
Hayatta hiçbirÅŸeyi tek kelime ile tanımlayamam ki ben… Öyle bir kabiliyetsizlik mevzu bahis bende… AÅŸk kelimesinin günümüzde kullanan insanlar tarafından o kadar deÄŸersizleÅŸtirildiÄŸini düşünüyorum ki… Artık her iliÅŸkinin adı aÅŸk, her beraber olduÄŸunun adı da aÅŸkım oldu… Ama asıl aÅŸksa söz konusu olan(ki öyle) ilk insanla baÅŸladı onun öyküsü, son insanla da son bulmayacak… Sonsuza dönüşecek…
Åžu an kendimi canı acaip derece sıkkın ve kötü hissediyorum nedense… Bir depresyon yazısı gelmesi an meselesi… Sanırım sancılı birgün olacak bugün! Hadi hayırlısı…