Bu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.This post was published 5 years 7 months 19 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.
Nasıl başlayacağını bilmiyorum. Daha doğrusu nasıl başlanıldığını. Hayatın çeperlerine çarpıp durmuşken, isli ve karanlık damarlarında gezinirken, korkunun hakimiyetinin ne kadar süreceğini tahmin etmek de zor. Sorulardan değil de cevaplardan kaçmak gerekli gibi bir his var içimde. Oysa cevapsız sorular daha ürkütücü değil mi?
“Kimsin, “nereden geldin”, “neden geldin”, “nasıl geldin” gibi soruların yöneltildiÄŸi davetsiz misafirin sessiz kalması ne kadar sinir bozucu oysa. Nasıl güvenebiliriz ki tanımadığımız birine? Kimlere neler yaptığını, kimlerle konuÅŸtuÄŸunu, dostlarını düşmanlarını bilmeden nasıl buyur edebiliriz ki, zihnimizin kapısından içeri. Önyargılarımızın bekçiliÄŸini yaptığı yüksek duvarları nasıl aÅŸmasını bekleyebiliriz ki biz izin vermeden.
Yıkmayız yüksek duvarlarını önyargılarımızın. Taviz vermeyiz öz deÄŸerlerimizden. “Hayır” deriz. “Önce cevapla sorularımı, anlat bana kendini, belki sonra kabul ederim senin zihnimin içinde dolanmana” diye gözdağı veririz belki de. Kimi zaman korkar karşımızdaki açılır yavaÅŸ yavaÅŸ, cevaplar sorularımızı; kimi zaman da “bir sen yoksun bu dünyada!” der uzaklaşır yanımızdan… Kaçar soruların cevaplarından… Aslında kaçar kendinden…
Oysa ne kadar tanıyoruz ki kendimizi… Kaçımız adam akıllı oturdu düşündü, “kimim ben, nereden geliyorum ve neden geldim…” Kaçımız her gece yataÄŸa koyduÄŸunda başını gün içinde yaptıklarını sorguladı, “Neden bunu yaptım, niçin buna kızdım, nasıl oldu da adam gibi duramadım karşısında onun” diye…
Korkuyoruz biz de… Sorulardan deÄŸil de, alacağımız cevaplardan korkuyoruz. Haksız gelmekten, zihnimizdeki yüksek duvarları yıkmaktan korkuyoruz. Olur da bir gün biri gelip zayıf noktamızdan bizi vurur diye korkuyla yaşıyoruz hayatı. Gün boyu tetikte, etraftakileri izleyerek savunma durumunda bekliyoruz. Hep yüksek duvarların ardından iletiÅŸim kuruyoruz insanlarla. Aynı durumda olan baÅŸkasını görünce önyargılı etiketini yapıştırıyoruz çekinmeden, lakin bakmıyoruz sisli dünyamızdaki aynalara…
İşte o yüzden en uygun zaman “Gecenin üçüdür”… Kimbilir belki de uykumuza varmadan doymuÅŸ oluruz o saatte..
“Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim
düşünün: sabah çok yakın
oysa ışıltı yok ortalıkta
nerdeyse gece bitmiÅŸ
ama sürmekte karanlık
henüz uyanmış bazıları
henüz uyumamış bazıları
Bazıları uyanmış uykusuna doymadan
bazıları uykusuna varmadan doymuÅŸ..”*
….
*İsmet Özel




bu şiir çalıntıya benziyor
hemde çok
ama çokta güzel zaten güzel olan herÅŸey eleÅŸtirilmeye aday deÄŸilmidir…
Åžiir zaten yazının altında yazdığı gibi İsmet Özel’e aittir. Yani çalıntı deÄŸil alıntıdır!
Merhaba Osman! Nasılsın öncelikle? Umarım her ÅŸey iyi gidiyodur…
Bahsi geçen iç hesaplaÅŸma hakkında birkaç satır yazıyım istedim. Öyle zannediyorum ki insanoÄŸlunun en büyük baÅŸarısı her durumda ve ne ÅŸekilde olursa olsun kendine kendini haklı ve doÄŸru göstermeyi baÅŸarmaktır! Türlü kılıf uydurur iÅŸte bu yüzden de.. Ama ilk önce kendine.. Bunun sebebi belki dediÄŸin gibi haksız gelmekten korktuÄŸundan belki de çoÄŸu umursamaz insan gibi koltuÄŸunda oturup tv seyrederken vicdanındaki sesin “acaba yanlış mı yaptım?” gibi sorularla onu bu rahattan alıkoymasını istemediÄŸinden olsa gerek diye düşünüyorum.. En çok deÄŸer verdiÄŸiniz ve bu deÄŸeri hakettiÄŸinizi düşündüğünüz yakınlarınızın bile kimi zaman sizin küskünlüklerinizi umursamamasının baÅŸka nasıl bir açıklaması olabilir ki?
Arkama dönüp baktığımda bir dizi kırgınlıkla beraber bir dizi de pişmanlık görüyorum! Keşke demek dünyanın en berbat sözcüğü! Geç kalınmamış adımlar atmalı.. En evvel KENDİMİZE..!
neden zihninizde duvarlar oluÅŸturarak savunmaya yönelik oynuyorsunuz yaÅŸamı.oysa savunma kaybetmemeye yöneliktir,kazanmaya deÄŸil. neden kazanmak istemiyorsunuz neden. neden korkular var? yoksa korkunun ecele faydası olmayacağını bilmez misiniz siz? açın yüreÄŸinizi açın gözlerinizi artık. karanlık bir odada kara bir kedi bile deÄŸil aradığınız. Size Leo’nun yaÅŸamak sevmek öğrenmek kitabını öneririm. Ütopikte bulsanız ne güzel bir dünya vardır orada. Hep olmasını istediÄŸimiz dünya. kendinizden korkar olmuÅŸunuz,baÅŸkalarından önce kendinizden. Duvarların ardında yaÅŸamak ne kadar rahatlatıyor sizi? önce bunu sorun kendinize. Unutmamalı ki, piÅŸmanlıklar yaptıklarımızdan çok, yapmadıklarımızdan atmadığımız adımlardan doÄŸar.
Benim için her ikisi de aynıdır.. Yani yaptığın ve de pişmanlık duyduğun şey aslında sonradan onu yerine yapman gerektiğini düşünüp ama geçmişte yapmamış olduğun şeydir, her ikisi de aynıdır yani pişmanlıktır!
nette gezinirken tesadüfen karşılaştım bu siteyle=) sonra bi baktım aaa bu bizim kuzen Osman=)neyse konuyu saptırmadan ve ortamın büyüsünü bozmadan biraz yorum yapayım:)
özellikle son paragrafı çok beÄŸendim.kendimle hep tartıştığım birÅŸey vardır;insan kendinden korkar mı?evet hem de hiç kimseden korkmadığı kadar kendinden korkabilir insan….evet,bahsedilen o yüksek duvarları aşıp,insanlara,hayata yeni ve büyük adımlar atabilsek,kendimizle olan savaşımız belki biter…..
yorumun için teÅŸekkür ederim kuzen;) sanırım insanın kendisiyle olan savaşı bitmez, insanların içindeki benlikleri kaybolmadıkça(ki bu da pek mümkün görünmüyor…). Ama yüzleÅŸmekten de kaçmamalıyız hayatın gerçekleriyle.
siteyi gezmeyen kalmadı yav