Neden hep hüzün?

closeBu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.

This post was published 11 years 8 months 7 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.

Yine, yeni, yeniden. Uzun bir aradan sonra, hayali bir yazı. Kendimi bulmaya çalışırken ben, çıkan cılız bir ses belki kimbilir. Kelamın değeri düşmeden, bitireyim not kısmını. Vesselam.

Biten her günün ardından çekilirim kuytu köşeme..Güneşin kızıllığının hakim olduğu ufkun azap saatlerinde ..Saya saya tükettiğim günlerin hatrına..Gün ışığının gün boyunca etrafında döndüğü küçük odamın tozlu raflarında,gizli bir köşede hatırlanmamak için saklanan eski bir nüshası hatıralarımın . Herşeyi tazelemek için okumam gerekmiyor onları..Oysa ki ne kadar da hırslıydım o günlerde..Geçmişi okumak geleceği anlamak gibi gelirdi bana..

Adına yeminler ettiğim,sonra ettiğim her yemin için suçluluk duyduğum;yaşanacağına emin olduğum günler.. Belki de kapıda sırasını bekleyen fırtınaların yarattığı kaos ortamında kaybetmiştim onları.Galibi olmayan bir savaşı inadına,kaybettiklerimize aldırmadan sadece zevk için sürdürebilmene ne kadar şaşırmıştım oysa ki…

Yavaş yavaş kalkıyorum yerimden..Tüm hücrelerim adeta isyan ediyor bana.. Mağlubiyetin yarattığı mahkumiyet günlerinden kalan bir alışkanlık olsa gerek! Kendimden en az senin kadar nefret ettiğim günlerden…

İlk kez sormuştun bana: ?Neden hep hüzün ?..? Bilmezliğin yarattığı(ya da benim öyle sandığım..)mutlu günlerimde hiç tanımadığım,garip bir iklimin hüküm sürdüğü yabancı topraklarda ; belki de mutlu olmayı ilk kez öğrenmiştim . Ama emin ol ki unutmam hiç zor olmadı… Nedendir bilmem,hiç de isyankar olamadım hazan günlerine.. İsyankar yüreğimin isyan bayrağı çektiği tek şey vardı:Ben! Nedenini,nasılını kaybettiğim günlerde kendimi de kaybetmiş olacağım ki :Ben!

Uzun bir aradan sonra elime aldığımda kalemi;titrek titrek alıyordum soluğu.. Sanki tüm nefretim,hayattan gibiymişçesine.. Zor olan her şeyin üzerine gitmeyi öğrenmişken çok gülünç geliyor insana o günler..

Işığı açma vakti gelmişti yine.. Aradan geçen sayılı günlerde yaptığım gibi zorlukla gidiyor elim düğmeye ..Karanlığın gizlediği herşeyin,su yüzüne çıkması..Rüzgarın perdeyi arsızca savurması;feleğin bana nispet olsun diye yaptığı birşeymiş gibi gelirdi.Senin rüzgarlı havalarda şalını rüzgara dost etmeni ne kadar hatırlatsa da;hiçbir zaman azap vermiyordu bana seni hatırlamak…Kendimden korka korka ilerliyorum hatıralarımıza.Ya da sadece benim hatıralarıma…Tahmin ediyorum da;nasıl çekildiysen hayatımdan,sahile vuran dalgalar gibi iz bırakmadan,öyle çekilmişsindir hatıralarımdan..

Hatıralarımın en sonuna beyaz bir sayfa eklemiştik..Yıllar sonra yeniden aldığımızda elimize birşeyler yazabilmek için..(Tabii yazacak birşey kaldıysa..)Nasıl olduysa kolay olmuştu kalan günleri saymak:Üç…İki…Bir.Hiç olmadığın kadar ciddiydin belki..Ya da gerçek olduğuna inandıracak kadar iyi oynuyordun rolünü..Sonu gelmiş bir dramanın son sahnesinde ,en son sen gevşettin perdenin yaylarını..Sanki perdenin bir daha açılmayacağını bile bile..Ayrılık vakti geldiğinde,belki de ilk kez yalan attın bana..?Seni unutmayacağım!…? diyerek..Seni bilmem ama emin ol ben çoktan unuttum bile….

Share

Osman BICAKCI

I am a technology lover who lives in Istanbul. I would like to converge many of things in my life, there is one rule instead; simplicity is required.

As a technology lover, there are a million things I want to experience, to do, to be better at. I believe that “A life without a cause is a life without an effect” so I’m willing to build my life onto a good and valid cause for reaching and creating a good effect.

12 thoughts to “Neden hep hüzün?”

  1. O uzun aradan sonra yazını okumak çok keyif verdi tabii yorum yapmak da:). kimbilir iyi gelmiş belki bu ara, çok dolu her anlamda yazın. cılız değil aksine yüksek sesle söylenmiş her cümle bana göre.. ve belki de ilk kez bukadar açık..

  2. Öncelikle geç cevaplıyorum kusura bakma, ancak bakabiliyorum siteye. Olağanüstü bir yoğunluk var bu haftasonu eğer atlatabilirsem çok iyi olacak.
    Yazıya gelince… Senin yorumunu okumak da keyif verici oluyor benim için. Belki dem dem bekleyip, tazelenmek gerekiyor; yazının olgunlaşması için bilmiyorum… Açıklığı ben algılayamıyorum yazılarımda, çünkü kendime yukarıdan, biraz uzaktan bakma imkanım olmuyor. Sanırım biraz da ruh haliyle alakalı bir durum anlamın açıklığı. Bir serzeniş yazısı gibi geldi bana şimdi yeniden okuduğumda. Belki bir daha okursam daha farklı gelecek kimbilir.

  3. Önemli değil umarım atlasırsın çabucak..
    Açıklık derken yine benim gibi okuyanların “ucundan kıyısından” anlayabileceği bir açıklıktan bahsediyorum elbet:) ama önemli olan bu değil zaten.. Kimi yazılarında olmayan çok hoş bi akıcılık da var ben çok beğendim vesselam.

  4. Sanırım şu saat itibariyle çoğunluğunu atlattım yoğunluğun=) Tabii çalışmam gereken vizeyi saymazsak eğer.
    Açıklık kavramıyla bir karmaşam yok zati. Kimi zaman tutuyor mayası yazının, kimi zamanda tutmayıp ekşiye dönüyor tadı yazının. Yazıyı beğendine sevindim. Dediğim gibi bir suskunluk lazım benim gibi bir gevezeye;)

  5. Seninde kandilin mübarek olsun. Umarım hayırlara vesile olur.
    Vizeye de fazla çalışmadım ama umarım yaparım birşeyler bakalım…
    Bilenle, anlayanla sohbet etmek güzel oluyor, o yüzden konuşurum yeri gelir geveze de olurum. Lakin Yunus Emre’nin de dediği gibi bilmeyenle, cahille konuşulmuyor:
    “Nadan ile sohbet etmek güçtür bilene
    Çünkü nadan ne gelirse söyler diline..”

  6. Doğru söylemiş Yunus Emre hakkaten. sen de bu durumdan muzdaripsin galiba? cahili geçtim insan en yakındakileriyle bile konuşamıyor bazen! insanlarla uğraşmak dünyanın en zor işi zaten öyle değil mi..

  7. Hem de nasıl… Çok çekiyorum bu derdi. Ya aynı frekansı yakalamak o kadar önemli ki. Tamam bazı sapmalar olabilir, zaten olmalı da. Ama aynı yoğunluk, aynı bilgi kültür birikimi olmalı ki terazinin bir kefesi ağır gelip bozmasın dengeyi. Kimi zaman derdimi anlatacak kimseyi bulamıyorum dersem yalan olmaz. Hani Orhan Veli’nin “giderayak”da dediği gibi:
    “Yoksa biz… Biz bu dünyadan değil miydik?” demiyor değilim kendi kendime…

  8. Bence de çok öenmli aynı frekansta olmak, aynı dili konuşmak bilhassa. aslında biliyomusun hemen hemen herkes de bunun çabasında yani fikri zikri bir olan bir dost, arkadaş, sevgili artık o kişi her kimse onun arayışında belki de hiç farkında olmadan.

  9. Evet herkes bunun çabasında tabii ki. Bulabilenler mutlu azınlık oluyorlar belki de. Bulamayanlar ya talih deyip devam ediyorlar hayat sandalında yolculuğa ya da diyar diyar gezip arıyorlar denklerini. İkisini birden yapabilenlerin sayısı ne kadardır bilemem sanırım.

    Ama zikri ve fikri bir olması gerekmiyor bence. Uyum için aynı bakış açısına sahip olmak yeterli zannımca. Aynı pencereden bakmak gerekmeyebilir yani…

  10. Anlıyorum ama “aynı bakış açısına sahip olmak”la “aynı pencereden bakmak” aynı şey değil mi zaten? neyse ben şimdi çıkmak zorundayım malesef. iyi geceler diliyorum sınavında başarılar tekrar..

  11. İyi geceler dilerim ben de… Bence aynı şey değildir çünkü aynı pencereden farklı yönlere de bakabilirsin, ya da at gözlüğü takıp sadece önünü de görebilirsin. Darlık vardır. Sanal bir körlük bir nevi. Teşekkür ederim başarı dileklerin için.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*