Bu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.This post was published 5 years 11 months 18 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.
Kelimelerin zihinden kağıda en zor yol aldığı zamanlardır yalnızlık demleri… Umutların enkazların altında kaldığı zamanlardan emanet kalan korkular sarar bedeni bu demlerde! BoÅŸlukta frekansı bozulmuÅŸ sarkaç misali gel-git anlarıdır bu zamanlar!
Hiç hissetmediğim kadar yoğun hissettiğimde yalnızlığımı, kalemin iktidarı ele geçirmesine izin vermenin kutsallığa inanmam gerek belki de! Hatıraların sadece hatırda kalmadığını; gönüle nakış nakış işlendiğini bilen ben; belki artık değişim zamanın geldiğine inanıyorum. Ne kadar sahici gelmese de masumiyeti yeni demlerin, belki de tebdil-i zamanda ferahlık vardır diyorum kendime, yine sahici gelmeyecek biçimde..
İstememe; gördüklerimi anlamama ve aslen duymama esaslı bir eyleme dönüşüyor yalnızlık. Hakim olamıyorum belki de su yüzene çıkmasına görmek istemediklerimin. Sade bir yalnızlık deÄŸil ama bu! KlasikleÅŸen “kalabalığın içindeki yalnızlık” olgusunun bir üst seviyesi sanırsam. Soyutlanmaya ihtiyaç duyuyorum nedense. Neden,niçin ve nasıl soruları manasız gelmeye baÅŸlıyor. Biraz kaybolup ortadan izlemek istiyorum çevremdekileri neler olacak acaba diye… Hafiften depresyona yol alıyor yalnızlık!
Kötü bir yalancı olduğumu hissediyorum böyle anlarımda. Kendime attığım yalanların aslında gerçek; gerçeklerin de yalan olduğunu böyle anlıyorum belki de! Derdim; derdime derman aramak değil de; zihnimi uyuşturup kaybetmek neler olduğunu bilmediğim dertlerimin izlerini!
“Ne oldu birÅŸey mi var?” sorularına, nazik olmak uÄŸruna ne kadar “Yok, teÅŸekkür ederim” diye karşılıklar versem de; “evet var aslında sorun hiçbirÅŸeyin olmaması..” diye yanıt vermekten korkmuyorum… Ama gelecek yeni sorulardan ve uygulanması baÅŸa yeni dertler açacak tavsiyelerden korkuyorum hepsinden çok!
Yalnızlığın etkisiyle anlamam gerekenleri daha berrak olarak anlayabiliyorum sanırım:
“Bir avuç toprak için yor kendini
Dünyada ölümden baÅŸkası yalan…”*
Â
Â
*Mete Özgencil, Yalan(Candan Erçetin şarkısıdır.)
Dikkat! : Bir rahatlama terapisi sonucunda ortaya çıkan iç dökümüdür yukarıdakiler. Yazı hiç düzenlemeden yazılmıştır. Tam manasıyla bir depreşim yazısıdır. Ruh sağlığında ciddi yaralara sebebiyet verebilir.




Yalnızlık duygusu ya da bir çemberin içinde olma duygusu bence hayalidir. Biz hayal ettiğimiz için etrafımızda insanların var olduğunu düşünüyoruz. Esasen şu arkadaşların sayısından geçilmeyen insanların hayatların bir iki kesik attığınız da gördüğümüz yine sahte ve suni ilişkiler olacaktır.
Velhasıl kelam belki herkes sandığından daha fazla yalnız..Daha da ötesi bu yalnızlık sessizliğe değil coşkunluğa dönüşüp ortaya çıkıyor yirmince asırda..
Sanırım o coÅŸkunluk bu yazıda ortaya çıktı… Zaten yazdığım gibi bir dellenme anı yazısıydı geldi geçti… Åžu an daha yoÄŸun olarak yorgunluk hissediyorum.. “HerÅŸey çok güzel olacak” en sevdiÄŸim cümlelerden olsa gerek…
Ölümden ba$kası yalan parçasını Candan Erçetinden her gün dinlerim. Lavinya da ona karşı bir kurtuluÅŸtur. Candan Ölüme götürken , Lavinya gitme de tutar adamı beraber dinlemek lazım… Mete Özgencil güzel yazmıştı.
Neyse asıl ÅŸunu demek istiyorum…
Yanında herkes varken hiçbirşeye sahip olamamak çok acı bir duygu.
Ama insan öyle de yaşabiliyor. Belki kendi içinde bağımsız bir devlet oluyo belki içinden bir değil binlerce can taşıyor ama sonuçta yaşıyor. Kendi aleminde herkesle kimsesizliği yaşıyor.
Candan Erçetin’den Yalan’ı ben de dinlerim hergün ama götürmez öyle ölüme sadece hatırlatır birÅŸeyleri bana! Kimsesizlik de kalabalık da insanın içinde yaÅŸanıyor zaten anladığım kadarıyla… Önemli olan ikisini dengede götürmek herhalde!
kalabalık geçici daha çok yalnızlık yaşıyoruz.
sen cok güseL yaziorsn ya.. sennLe tanıshmak isterm..