Yolculuk

closeBu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.

This post was published 11 years 5 months ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.

Devamlı bir yolculuk hali içindeyim. Bedenen değil de, zihnen dolanmaktayım tüm sınırlarında düşünce coğrafyasının.

Yüküm hafif zaten. Sırtım boş, elim boş, kalbim boş. Bir kuru ağırlığı var hayallerimin. Onlarda tüy kadar hafif zaten.

Yer ve yön duygum yok bu yolculukta. Rüzgarı takip etmekteyim belki de. Neden niçin diye sormadan sürüklenmeyi beklemekteyim ansızın. Kah kuzey sınırına sürükleniyorum, kah doğuya. Bir bakmışım batıdayım da, ertesi zaman diliminde doğudayım.

Lakin en kötüsü de, dönüp dolaşıp başladığın yere gelmek. Yer değiştirmenin sıfır olduğu zamanlarda bir belirsizlik alır da götürür beni. Hani durgunluk hali vardır ya denizlerde. Sessiz ve sakin olduğu anlar. Çoğu zaman fırtına öncesi sessizlik diye adlandırılır da, aslında fırtınanın ardında kalmanın sessizliğidir o.

Sessizdir bu yolculuklar. Kendi sesin bile yabancı gelir de, dinlemezsin onu. Manasız gelir serzenişleri. Bir yaprak gibi sessizce, rüzgarın durup da düşeceğin yeri merak edersin. Kime nasıl yar olacaksın, onun hayalini kurarsın.

Yol halidir. Belki hiç düşmezsin yere de, devr-i alem eder durursun yaban diyarlarda. Bir kimsesizlik hali değil de, bir yolculuk halidir de kimsecikler anlamaz senden başka. Üstadın tarifi başka tarif istemez bu halin üstüne:

Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
İçimde bu azgın davet ne demek?
Oraya, nerdeyse güneşin sonu,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.

Altımdan kaydırdı bir el minderi;
Herkes yatağında, ben ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
Gözlerim yumulu, aramaktayım.

Beni çağırmakta yabancı dostlar;
Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
Eski evde, şimdi bir başka ev var:
Avlusu karanlık, suları tadsız.

Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
Yangın varmış gibi yukarı katta,
Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!

Başım, artık onu taşımak ne zor!
Başım, günden güne kayıtsız bana.
Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
Acı rüzgarların çektiği yana…*

*Necip Fazıl Kısakürek, Yolculuk.

Share

Osman BICAKCI

I am a technology lover who lives in Istanbul. I would like to converge many of things in my life, there is one rule instead; simplicity is required.

As a technology lover, there are a million things I want to experience, to do, to be better at. I believe that “A life without a cause is a life without an effect” so I’m willing to build my life onto a good and valid cause for reaching and creating a good effect.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*