EÄŸer…
Can Dündar’ın 2003 yılındaki Sevgililer Günü yazısı… HoÅŸuma gitti paylaÅŸmak istedim. Sanırım bazı duyguların tarifi sınırsız. Bu da onlardan biri ve çok hoÅŸ bir tanımla karşı karşıyayız… Buyrun buradan…
EÄŸer
O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boÅŸluÄŸuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreÄŸiniz…
    Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neÅŸeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz… ve her konduÄŸunuzda diÄŸerini iple çekiyorsanız bu hislerin…
    O’nunlayken pervaneleÅŸen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain…
    sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
    ve O, her durduÄŸunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe aÄŸlıyorsa…
    dünyanın en güzel yeri O’nun yaÅŸadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse…
    hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse…
    elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
    kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar…
    her ÅŸiirde anlatılan O’ysa… her filmin kahramanı O… her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa…
    bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
    iÅŸtahınız kapanıyor, iÅŸtahınız açılıyor, iÅŸtahınız ÅŸaşırıyorsa…
    iÅŸtahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa…
    eliniz telefonda yaşıyor, iÅŸaret parmağınızla ha bire O’nu tuÅŸluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduÄŸunu adınız gibi biliyorsanız…
    mütemadi bir sarhoÅŸluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuÅŸan birini dinlerken “keÅŸke O anlatsa” diye iç geçiriyorsanız…
    kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü…
    özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu…
    hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız…
    O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse…
    ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse…
    gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
    bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine…
    uÄŸruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa…
    dışarıda yer yerinden oynuyor ve “içeri”de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
    nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız…
    kaybetme korkusu, kavuÅŸma sevincinden ağır basıyorsa ve aÅŸk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim…
    gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir ÅŸarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa…
    Her gidiÅŸte ayaklarınız “Geri dön” diye yalpalıyorsa ve siz kendinize raÄŸmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla…
    …o halde bugün sizin gününüz!..
    “Çok yaÅŸa”yın ve de “siz de görün”üz.
Evet Can Dündar’ın sesinden dinlemek isterseniz buyrun buradan…
