Archive

Archive for the ‘Ne bilem ben!’ Category

Takip Ettiklerim

Bloga yazmadığım günlerde kısmen de olsa uzak da kaldım, blog dünyasından. Kimi zaman haftada bir ancak okuyabildim etrafımdaki blogları. Ancak son günlerde nihayet yeniden geri döndükten sonra, biraz daha fazla zaman ayırıyorum komşularıma:)

Şu sıralar takip ettiğim, kiminin müptelası olduğum siteler şunlar:

Bildirgec: Her gün istisnasız ziyaret ettiğim sanal duraklardan biri. Teknoloji odaklı çoğu haberi aldığım ve bilgimi arttırıp, günümü kolaylaştırabildiğim bir yer burası.

Teknoblog: Yeni tasarımıyla daha da kullanıcı dostu olan, güncel teknoloji haberlerini takip ettiğim bir yer burası da. Podcast leriyle işini ne kadar özenli gerçekleştiğini ispatlıyor zaten. Ayrıca aynı grubun üyesi olan, TeknoHD ve TeknoUydu da aynı başarıyı yakalayacak gibi duruyor. İyi şanslar Teknoblog!

^^Chi_: Yazdığı hayat yazılarını okumak zevkli oluyor. İyi bir gözlemci ve yorumcu. Keyif alıyorum onun oyunlar, reklamlar ve geziler hakkındaki yazılarını okurken. Umarım hep böyle devam eder.

Serendipity: Bir nevi, başka bir komşuluk türü olsa da aramızdaki; devamlı okuduğum, her gün yeni yazısını dört gözle beklediğim bir diğer blog da onunki. Kimi zaman hissettiklerimi bulduğum, kimi zaman da hissettiğini hissedebildiğim yazıları ve şiirleri içeriyor Serendipity. Sohbeti kadar blogunu okumak da zevkli.

Meren: FotoÄŸraf, Amerika ve hayat üzerine dersler aldığım blogsa, çoÄŸunluk tarafından tanınan A.Murat Eren’in kiÅŸisel fotoÄŸraf günlüğü. Zat-ı muhterem’in zevcesi Biyolokum (Düygü)’un yazıları da takip ettiklerim arasında. Yine ilgili bireylerin bilebileceÄŸi üzere Murat Eren, Pardus geliÅŸtiricilerinden.

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Ne bilem ben! Tags: , ,

Sorular

Hoş beş için

Birkaç kelam

AÅŸk uÄŸruna

Birkaç satır

Var mıdır?

Yoksa yalan mıdır?

Boşuna yaşanan bir masal mıdır?

Aslında yaşanmayan bir efsane midir?

Aklım karışık…

Duygu denizinde alabora olmuÅŸum,

Zaman sandalı su almakta!

Fırtınasız günlere hasret,

Acı, vuslat ve nefret!!!

Bilinmeyen bir yazarın,

Çok bilinen bir oyunu…

Nefretim gibi,

Alacakaranlık sahne.

Belli belirsiz silüetler,

Kimsesiz sokak ortasında…

BoÅŸlukta, kaybolmuÅŸ sevdam…

Sanki kaçarmışcasına,

Gerçeklerden ve yalandan,

AÅŸktan!!!

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Ne bilem ben! Tags:

Kendini Arayan Sözler

Korkunun ecele faydası yok,

DemiÅŸler ya;

Korkuyorum…

Ecelin korkusu olur mu acaba,

Karanlık kalktığı zaman?

************************

Sessizce kapatıyor gözlerini

Hatırlanmak için,

Ayrılanlarla beraber.

Aslında yok niyeti,

Çekip gitmeye ansızın.

Peşine düşmüş korkularının.

*************************

-Farklı birşey olsa gerek;

Aklından çıkmaması tebessümünün

Tek başına kalınca,

Mütemadiyen onu düşünüp

Ancak uzak olmak ondan…

-Farklı birşey olsa gerek

Farklı….

Â

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Ne bilem ben! Tags:

Gecenin Üçü

Nasıl başlayacağını bilmiyorum. Daha doğrusu nasıl başlanıldığını. Hayatın çeperlerine çarpıp durmuşken, isli ve karanlık damarlarında gezinirken, korkunun hakimiyetinin ne kadar süreceğini tahmin etmek de zor. Sorulardan değil de cevaplardan kaçmak gerekli gibi bir his var içimde. Oysa cevapsız sorular daha ürkütücü değil mi?

“Kimsin, “nereden geldin”, “neden geldin”, “nasıl geldin” gibi soruların yöneltildiÄŸi davetsiz misafirin sessiz kalması ne kadar sinir bozucu oysa. Nasıl güvenebiliriz ki tanımadığımız birine? Kimlere neler yaptığını, kimlerle konuÅŸtuÄŸunu, dostlarını düşmanlarını bilmeden nasıl buyur edebiliriz ki, zihnimizin kapısından içeri. Önyargılarımızın bekçiliÄŸini yaptığı yüksek duvarları nasıl aÅŸmasını bekleyebiliriz ki biz izin vermeden.

Yıkmayız yüksek duvarlarını önyargılarımızın. Taviz vermeyiz öz deÄŸerlerimizden. “Hayır” deriz. “Önce cevapla sorularımı, anlat bana kendini, belki sonra kabul ederim senin zihnimin içinde dolanmana” diye gözdağı veririz belki de. Kimi zaman korkar karşımızdaki açılır yavaÅŸ yavaÅŸ, cevaplar sorularımızı; kimi zaman da “bir sen yoksun bu dünyada!” der uzaklaşır yanımızdan… Kaçar soruların cevaplarından… Aslında kaçar kendinden…

Oysa ne kadar tanıyoruz ki kendimizi… Kaçımız adam akıllı oturdu düşündü, “kimim ben, nereden geliyorum ve neden geldim…” Kaçımız her gece yataÄŸa koyduÄŸunda başını gün içinde yaptıklarını sorguladı, “Neden bunu yaptım, niçin buna kızdım, nasıl oldu da adam gibi duramadım karşısında onun” diye…

Korkuyoruz biz de… Sorulardan deÄŸil de, alacağımız cevaplardan korkuyoruz. Haksız gelmekten, zihnimizdeki yüksek duvarları yıkmaktan korkuyoruz. Olur da bir gün biri gelip zayıf noktamızdan bizi vurur diye korkuyla yaşıyoruz hayatı. Gün boyu tetikte, etraftakileri izleyerek savunma durumunda bekliyoruz. Hep yüksek duvarların ardından iletiÅŸim kuruyoruz insanlarla. Aynı durumda olan baÅŸkasını görünce önyargılı etiketini yapıştırıyoruz çekinmeden, lakin bakmıyoruz sisli dünyamızdaki aynalara…

İşte o yüzden en uygun zaman “Gecenin üçüdür”… Kimbilir belki de uykumuza varmadan doymuÅŸ oluruz o saatte..

“Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim

düşünün: sabah çok yakın

oysa ışıltı yok ortalıkta

nerdeyse gece bitmiÅŸ

ama sürmekte karanlık

henüz uyanmış bazıları

henüz uyumamış bazıları

Bazıları uyanmış uykusuna doymadan

bazıları uykusuna varmadan doymuÅŸ..”*

….

*İsmet Özel

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Ne bilem ben! Tags:

Yolculuk

Devamlı bir yolculuk hali içindeyim. Bedenen değil de, zihnen dolanmaktayım tüm sınırlarında düşünce coğrafyasının.

Yüküm hafif zaten. Sırtım boş, elim boş, kalbim boş. Bir kuru ağırlığı var hayallerimin. Onlarda tüy kadar hafif zaten.

Yer ve yön duygum yok bu yolculukta. Rüzgarı takip etmekteyim belki de. Neden niçin diye sormadan sürüklenmeyi beklemekteyim ansızın. Kah kuzey sınırına sürükleniyorum, kah doğuya. Bir bakmışım batıdayım da, ertesi zaman diliminde doğudayım.

Â

Lakin en kötüsü de, dönüp dolaşıp başladığın yere gelmek. Yer değiştirmenin sıfır olduğu zamanlarda bir belirsizlik alır da götürür beni. Hani durgunluk hali vardır ya denizlerde. Sessiz ve sakin olduğu anlar. Çoğu zaman fırtına öncesi sessizlik diye adlandırılır da, aslında fırtınanın ardında kalmanın sessizliğidir o.

Sessizdir bu yolculuklar. Kendi sesin bile yabancı gelir de, dinlemezsin onu. Manasız gelir serzenişleri. Bir yaprak gibi sessizce, rüzgarın durup da düşeceğin yeri merak edersin. Kime nasıl yar olacaksın, onun hayalini kurarsın.

Yol halidir. Belki hiç düşmezsin yere de, devr-i alem eder durursun yaban diyarlarda. Bir kimsesizlik hali deÄŸil de, bir yolculuk halidir de kimsecikler anlamaz senden baÅŸka. Üstadın tarifi baÅŸka tarif istemez bu halin üstüne: Â

Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
İçimde bu azgın davet ne demek?
Oraya, nerdeyse güneşin sonu,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.

Altımdan kaydırdı bir el minderi;
Herkes yatağında, ben ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
Gözlerim yumulu, aramaktayım.

Beni çağırmakta yabancı dostlar;
Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
Eski evde, ÅŸimdi bir baÅŸka ev var:
Avlusu karanlık, suları tadsız.

Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
Yangın varmış gibi yukarı katta,
Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!

Başım, artık onu taşımak ne zor!
Başım, günden güne kayıtsız bana.
Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
Acı rüzgarların çektiÄŸi yana…*

*Necip Fazıl Kısakürek, Yolculuk.

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Ne bilem ben! Tags: