Archive

Archive for the ‘Ne bilem ben!’ Category

Hümeyra-Kördüğüm

Kaç gündür Vitamin-İstanbul’da-yı yeniden göndermek istedim ama daha önce gönderdiÄŸim için kendimi tuttum.Åžimdiki durumum ise yorgun&kördüğüm…Ve bugünkü moduma uyan bir ÅŸarkı olacak ÅŸimdi de.(Bazı istisnalar ÅŸarkıya alınmasın lütfen!!! :) ) Evet buradan buyrun

Hümeyra-Kördüğüm

Öyle uzak ki yerin uzakları aşıyor
Bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor

Ya herşeyim ya hiçim sorma dünya ne biçim
Bir kördüğüm ki içim çözdükçe dolanıyor

Öyle uzak ki yerin uzakları aşıyor
Bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor

Ya herşeyim ya hiçim sorma dünya ne biçim
Bir kördüğüm ki içim çözdükçe dolanıyor

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark

Denizde Kadın Bir USO’dur (Unidentified Swimming Object)

Evet bir sitede rastladığım bir yazıyı aktaracağım size…Hani doÄŸruluk payı yüksek olan bir yazı bence…Fena deÄŸil denilebilir.Neyse uzatmadan vereyim yazıyı:

Denizde Kadın Bir USO’dur (Unidentified Swimming Object)

Büyük türk misoginistlerinden bir abimiz vardır, Kazım abi. O hep “ben denizdeki bir kadının ne iÅŸ yaptığını yüzüşünden çözerim” derdi. Netekim çözerdi de. Nerede ellerini vücuduyla birlikte iki yana sala sala debelenen bir kadın var; Kazım abi, “Bak bu subay eÅŸi”. Nerede stil yapmaya çalışan bir kasıntı var, “Bak bu üniversite öğrencisi, muhtemelen filoloji okuyor” derdi ve tutardı.

Eh, Kazım abi, çekirdekten, biz meslekten sosyoloÄŸuz. Dolayısıyla el mahkum biraz daha bilimsel olacağız. Ben Kazım abiyle bir yere kadar aynı kanaatte olsam da, yüzen kadını pek tanımlanabilir bulmuyorum. Onlara, izniniz olursa, yazının geri kalanında USO’lar yani Unidentified Swimming Objects (KimliÄŸi Belirsiz Yüzen Objeler) diye hitap edeceÄŸim.

Kadınlar, ister afet olsunlar, ister boneli bir kokona, hiç fark etmez, suya girdiklerinde yüzme bilmeyen bir kurbaÄŸa sürüsü gibi anlamsız sesler çıkarırlar. Öncelikle, deniz onlar için yüzme mekanı deÄŸil, marsık gibi bronzlaÅŸma alanıdır. İki tarafları da yeterince piÅŸtiÄŸinde “cos” sesi çıkarıp serinlemektir ancak onların suyla baÄŸlantısı. USO’lar, bunun için az görünürler. Daha çok kıyıda dolanan tanımlı objeler olmayı tercih ederler.

Bunun en büyük sebeplerinden birisi, yüzen kadın gerçekten kimliksizdir, az bulunan ama kimliksizliÄŸinden dolayı ayırt edilemeyen bir USO olduÄŸunun bilincindedir. Hele bir de kafası ıslanmışsa, yüzen “n” tane nesneden birisi oluverirler ve bu çıldırtıcıdır. Saçlar dağılmış, makyaj akmış, kafadan baÅŸka bir yer görünmüyor; kısaca bütün karizma kurda kuÅŸa yem olmuÅŸ. Oysa bronzlaşırken öyle mi ya? Beden sergilenmiÅŸ, selülitlerin en az dikkat çektiÄŸi bronzlaÅŸma pozisyonu alınmış, hele bir de Susanna Tamaro kitabı ve walkman’de bir Michael Bolton kaseti eklenmiÅŸse menüye; gel keyfim gel.

Bu durum, bir tek havuzda değişebilir. Kadın, havuzda suyla daha haşır neşirdir. Çünkü; havuzların dibi görünür. Çok daha sık girip çıkma olanağı vardır. Ayrıca, suya daldıktan sonra yüzeye gökyüzüne ve aynı anda etrafına bakarak çıkan tek ırk kadınlardır.

Geçenlerde Aktüel dergisinde de yayınlandı, daha önce akademik dergilerde de görmüştüm, kadınların kafaları, bikiniliyken, gayet net olarak daha az çalışıyor. Benzer matematik problemlerini aynı kadınlara giyinikken ve bikiniliyken sormuşlar; binlerce kadının neredeyse hepsi birden, bikiniliyken çok daha az başarı göstermiş. Konsantrasyon problemi, bunun tek sebebi. Hangi kadın (hele bedenini sergiliyorken) nasıl göründüğü fikrinden başka birşeye uzaklaşabilir ki?

Burada bir de kadın kılıklı erkeklerden bahsetmeden geçmek ayıp olur. Bunlar ki, pazu vasıtasıyla kadın peşinde koşan ve izleyici eşliğinde artistik atlamalar yapan ekiptir. Tıpkı kadınlar gibi güneşlenirken pozisyon alır, ciğerlerini nasılsa hep havayla dolu tutar, kasıldıkça kasılırlar.

Kadının yüzmemesinin tek sebebi, USO olmak istememesi değildir elbette. Kadın, prensip olarak yüzmez. Yüzme bilmez. Bilse de korkar. Denizanasından korkar, köpekbalıklarından korkar, yosunlardan, yengeçten; korkacak birşey bulamazsa kolayca denizin kendisinden korkar.

Bu, iyi bir vesile oldu, epeydir bu köşede korku olayından bahsetmek istiyordum.

Korku, insanoğlunun yemek içmek kadar doğal özelliklerinden birisi. Hepimizin kimi korkuları var elbette. Ama kadınlar, korku olayının bokunu çıkarmada üstün başarı gösterirler. Kedi, köpek, hamamböceği, karanlık, boş ev, daha güzel kadınlar; unutmayın: Bazen bir tükenmez kalem bile tükenmeme olasılığıyla korku nesnesine dönüşebilir bir kadın için.

Hiçbir erkek, kadınları korkanlar ve korkmayanlar diye ikiye ayırmaz çünkü. Kadınların, (erkeklerin de severek boyun eÄŸdiÄŸi) sürekli “kollanma” hali için güzel bir malzemedir. Eh, biraz dürüst olun, hedef yolunda ilerliyorken yolunuz gece ve mezarlık civarından geçiyorsa başınıza daha güzel ne gelebilir. Hatun elbette önce mezarlıktan sonra karanlıktan korkacak, hafiften sokulacaktır.

Benim salak ırkım, hatunlara sokulma konusunda biraz daha yaratıcı olmayı becerebilse; garantili dövme gibi taşıdığımız “kollama” misyonumuzdan daha kolay yırtarız belki.

Bir kadın için fiziÄŸi herÅŸeyidir. Dolayısıyla, tırnak boyları, cilt bakımları gibi daha akademik olaylar dışında birÅŸey için kalori harcamamak daha rasyonel görünür. Hele ki uyuz bir köpekten korkmak bu kadar konforluyken bu korkuyu niye yenmek için uÄŸraÅŸsın ki? “Ay beyefendi korkuyorum, çeksinler bu köpeÄŸi buradan” dediÄŸinde o köpeÄŸe ÅŸehvetle “hoÅŸt” diyecek bir enayi her zaman vardır nasılsa.
Yazan:Feridun Nâdir

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark

iremfan.com

Evet size bir site duyurusu yapacağım…İrem’in hayranları için oluÅŸturulmuÅŸ bir site…
iremfan.com
Sitenin forumu ÅŸu anda aktif…Birkaç güne kadar daha da iyi olacaktır katılımlarınızla..
Evet buradan buyrun efendimm

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark

Toplu Taşıma ne kadar rasyonel?

Emre Aköz’ün dünkü ve bugünkü yazıların konusu İstanbul’da insanlara söylenen;”Otomobilinizi bırakın; iÅŸe toplu taşıma araçlarıyla gidin… “çaÄŸrısının gerçekçiliÄŸi.

Aköz’e göre “İstanbul’da toplu taşım araçlarının düzenlenmesi, hem ulaşım ÅŸartları, hem de güzergahları itibariyle; işçilere, öğrencilere, dar gelirlilere uygun biçimde organize edilmiÅŸ durumda. ÇaÄŸdaÅŸ orta sınıfı bunlara bindiremezsiniz. “Bir bakıma doÄŸru olabilir…Ama bazı bölgelere eÄŸer minibüs ve otobüsler girmeye baÅŸlarsa o bölgelerin trafiÄŸi daha da beter duruma gelecektir.

Aköz’ün demek istediÄŸi sadece “Toplu taşıma araçlarını kullanın” demekle problemin çözülmeyeceÄŸi…Ve bugünkü yazısında dediÄŸine göre de;dünkü yazısındaki itirazına en çok “beyaz yakalı kadınlar” diye bahsettiÄŸi kadınlar katılmış.

“Otomobilinizi evde bırakın, toplu taşıma araçları kullanın” önerisinin bugünkü ÅŸartlarda gerçekçi olmadığını belirtmiÅŸtim ya… İtirazıma en çok kadınlar katıldı. Bu da bir tesadüf deÄŸil elbette. Çünkü otobüslerin, minibüslerin halinden en çok ÅŸirketlerde çalışan beyaz yakalı kadınlar yakınıyor. Haksız deÄŸiller: Hangi kadın sabahın köründe, bezdirici trafikte, dur-kalk otomobil kullanmak ister? Hiçbiri. Ancak buna mecburlar! Çünkü ÅŸirket yaÅŸamının gereklerine uygun giyinmiÅŸ bir kadının balık istifi otobüslerde, minibüslerde tacize uÄŸrayarak yolculuk etmesi mümkün deÄŸil. Mecburen en kısa zamanda bir otomobil edinip, trafik cefasını çekmek zorunda kalıyorlar.

Dünkü yazısına tamamıyla katılmıyorum ama bugünkü yazısında bahsettiÄŸi asansörlü otopark sistemi fikrine kesinlikle katılıyorum.Çünkü böyle sistemler hem yer açısından tasarruf saÄŸlıyor, hem de günümüzdeki sokak otoparklarından oldukça güvenli…İstanbul’da her geçen gün artan araç sayısına raÄŸmen inÅŸa edilen otopark sayısını merak ediyorum açıkcası.

İkinci önemli nokta da otoparklar… Bugün İstanbul’daki en çirkin yapılar, herhalde otoparklar. Mesela Pera Palas Oteli’nin yanındaki katlı otoparka aracını bırakmaya çekinen birçok kadın tanıyorum. Çünkü pis, karanlık, korkutucu.
Bu eski tip binalarda, park yerine aracınızla gidiyorsunuz. Bazen dön baba dönelim yer arıyorsunuz. Bu otoparklar, 10 birimlik alana, faraza, 4 araç alabiliyor. Halbuki dün sözünü ettiğim asansörlü otoparklarda mekân çok daha verimli bir biçimde kullanılıyor, yine faraza aynı alana 8 araç konulabiliyor. Siz aracınızı girişte bırakıyorsunuz. Otomatik bir asansör sistemi aracınızı kaldırıp boş yere götürüyor.
Söz konusu modern otoparkların içi çelik konstrüksiyon. Dışı camla kaplı. Yani betona, iç yollara gerek olmuyor.
Belediye yer tahsis edip, yap-işlet-devret modeliyle bu tip çok sayıda otopark yaptırabilir. Bunların inşası kolay, hızlı, ucuz. Klasik otoparklara göre hem daha az yer kaplıyor, hem de daha şık.
Trafik polisleri haklı olarak yol kenarına park etmiş araçlara ceza yazıyor, hatta çekip götürüyor. İyi ama biz de haklıyız: Sen önce bana park yeri göster, eğer aracımı oraya koymazsam ceza yaz!
Bugün harekete geçilse, 2 yıl içinde kent söz konusu modern otoparklarla donatılır.

Evet biraz uzun oldu ama idare edin…Konu gayet ciddi ve uyus olduÄŸum bir konu olduÄŸu için abartmış olabilirim bilmiorum…;)

Son olarak Emre Aköz’ün yazısına aÅŸağıdaki linklerden ulaÅŸabilirsiniz…

07/11/2005 teki yazısı

08/11/2005 teki yazısı

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Ne bilem ben!, Öylesine Tags:

Bayram Sabahı İzlenimleri

Evet ilk önce o güzel blog okurlarının bayramını en içten duygularımla kutlarım….
Bayram sabahı hoÅŸtu da abilerimin burada bizimle olmamasından dolayı biraz buruk bir bayram oluyor ama vardır onda da bir hayır deyip devam edeyim bayram kritiÄŸine…Bayram günü yaÄŸmurlu olması sebebiyle gayet sevmediÄŸim bir hava özelliÄŸiyle baÅŸladı ama neyse…

Öğleden sonra akraba ziyaretine gideceğiz,bu sebeble biraz sonra gelen giden azalmaya başladığı anda üstümü değiştirmem gerekecek:)

Neyse belki geceye tekrar yazarım buraya;)

Herkese yeniden iyi bayramlar!!!

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Gün izlenimleri, Ne bilem ben! Tags: