Archive

Archive for the ‘Nerden çıktın ya sen!’ Category

Neden hep hüzün?

Yine, yeni, yeniden. Uzun bir aradan sonra, hayali bir yazı. Kendimi bulmaya çalışırken ben, çıkan cılız bir ses belki kimbilir. Kelamın değeri düşmeden, bitireyim not kısmını. Vesselam.

Biten her günün ardından çekilirim kuytu köşeme..Güneşin kızıllığının hakim olduğu ufkun azap saatlerinde ..Saya saya tükettiğim günlerin hatrına..Gün ışığının gün boyunca etrafında döndüğü küçük odamın tozlu raflarında,gizli bir köşede hatırlanmamak için saklanan eski bir nüshası hatıralarımın . Herşeyi tazelemek için okumam gerekmiyor onları..Oysa ki ne kadar da hırslıydım o günlerde..Geçmişi okumak geleceği anlamak gibi gelirdi bana..

Adına yeminler ettiÄŸim,sonra ettiÄŸim her yemin için suçluluk duyduÄŸum;yaÅŸanacağına emin olduÄŸum günler.. Belki de kapıda sırasını bekleyen fırtınaların yarattığı kaos ortamında kaybetmiÅŸtim onları.Galibi olmayan bir savaşı inadına,kaybettiklerimize aldırmadan sadece zevk için sürdürebilmene ne kadar ÅŸaşırmıştım oysa ki…

YavaÅŸ yavaÅŸ kalkıyorum yerimden..Tüm hücrelerim adeta isyan ediyor bana.. MaÄŸlubiyetin yarattığı mahkumiyet günlerinden kalan bir alışkanlık olsa gerek! Kendimden en az senin kadar nefret ettiÄŸim günlerden…

İlk kez sormuÅŸtun bana: â€?Neden hep hüzün ?..â€? BilmezliÄŸin yarattığı(ya da benim öyle sandığım..)mutlu günlerimde hiç tanımadığım,garip bir iklimin hüküm sürdüğü yabancı topraklarda ; belki de mutlu olmayı ilk kez öğrenmiÅŸtim . Ama emin ol ki unutmam hiç zor olmadı… Nedendir bilmem,hiç de isyankar olamadım hazan günlerine.. İsyankar yüreÄŸimin isyan bayrağı çektiÄŸi tek ÅŸey vardı:Ben! Nedenini,nasılını kaybettiÄŸim günlerde kendimi de kaybetmiÅŸ olacağım ki :Ben!

Uzun bir aradan sonra elime aldığımda kalemi;titrek titrek alıyordum soluğu.. Sanki tüm nefretim,hayattan gibiymişçesine.. Zor olan her şeyin üzerine gitmeyi öğrenmişken çok gülünç geliyor insana o günler..

Işığı açma vakti gelmiÅŸti yine.. Aradan geçen sayılı günlerde yaptığım gibi zorlukla gidiyor elim düğmeye ..Karanlığın gizlediÄŸi herÅŸeyin,su yüzüne çıkması..Rüzgarın perdeyi arsızca savurması;feleÄŸin bana nispet olsun diye yaptığı birÅŸeymiÅŸ gibi gelirdi.Senin rüzgarlı havalarda ÅŸalını rüzgara dost etmeni ne kadar hatırlatsa da;hiçbir zaman azap vermiyordu bana seni hatırlamak…Kendimden korka korka ilerliyorum hatıralarımıza.Ya da sadece benim hatıralarıma…Tahmin ediyorum da;nasıl çekildiysen hayatımdan,sahile vuran dalgalar gibi iz bırakmadan,öyle çekilmiÅŸsindir hatıralarımdan..

Hatıralarımın en sonuna beyaz bir sayfa eklemiÅŸtik..Yıllar sonra yeniden aldığımızda elimize birÅŸeyler yazabilmek için..(Tabii yazacak birÅŸey kaldıysa..)Nasıl olduysa kolay olmuÅŸtu kalan günleri saymak:Üç…İki…Bir.Hiç olmadığın kadar ciddiydin belki..Ya da gerçek olduÄŸuna inandıracak kadar iyi oynuyordun rolünü..Sonu gelmiÅŸ bir dramanın son sahnesinde ,en son sen gevÅŸettin perdenin yaylarını..Sanki perdenin bir daha açılmayacağını bile bile..Ayrılık vakti geldiÄŸinde,belki de ilk kez yalan attın bana..â€?Seni unutmayacağım!…â€? diyerek..Seni bilmem ama emin ol ben çoktan unuttum bile….
Â
Â

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Nerden çıktın ya sen! Tags:

Baba ve Piç – İzlenim Yazısı

Öncelikle bu izlenim yazısı subjektif olacaktır uyarırım. İzlenim dediÄŸimiz kavramın öznelliÄŸi bir yana, esas öznellik Elif Åžafak’ın yazılarının hayranı olmamdan kaynaklanıyor! Üslübunun hoÅŸluÄŸu bir yana, seçtiÄŸi konuların güzelliÄŸi diÄŸer yana; benim açımdan en güzel olanı romanlarında belirgin sonların olmaması ve karakterlerini hayattan ödünç almış alması… Lafı fazla uzatmadan nacizane izlenimlerimi aktarayım sizlere.

Romanı elime almadan önce, kafamda soru işaretleri yok değildi.Konu olarak seçtiği başlık değil de, kadınların çercevesinden işlemesi korkutmuştu beni nedense. Belki de her dem rasyonel olmayışlarından(ki bu izlenim tecrübelere dayanmaktadır.) yakındığım karşı cinsin hakim olduğu romanın da bir nebze olsun rasyonellikten kopacağını düşündüm. Lakin ilk kelamları düşmeye başlayınca zihne, silindi bu tereddütler silsile şeklinde!

Bir varmış, bir yokmuş

Tanrı’nın mahlukları tahıl kadar çokmuÅŸ

Fazla konuÅŸmak günahmış…Â

Bir Türk masalına mukaddime

… ve bir Ermeni masalına

Roman; erkekleri apansız ve açıklamasız ölüveren, Türk Kazancı ailesiyle, zamanın evvelinde rüzgarla beraber sürüklenen Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküsünü öyle dipten dibe öyle iç içe işliyor ki bırakmak istemedim kitabı elimden.

Romandaki karakterlerden, asabi ve kimi zaman isyankar Zeliha ve aynadaki aksi gibi olan kızı Asya; temelini oluÅŸturuyor romanın. Ne kadar temel olsalar da sadece onların etrafında dönmüyor romanın kurgusu. ArmanuÅŸ(nam-ı diÄŸer Amy) ise romanın araÅŸtırıcı, sorgulayıcı ve birleÅŸtirici öğesi bence. Temel olmasa da romanı destekleyen ana kolonlardan biri. Kazancı ailesi ile Çakmakçıyan ailesinin öyküsü, Amerikadaki vefasız Kazancı erkeÄŸi Mustafa ile Çakmakçıyan ailesinin eski gelini(Barsam Çakmakçıyan’ın eski eÅŸi) Rose’un evlenmesi ile kesiÅŸmiÅŸ gibi gözükse de ortak bir tarihe sahipler esasında hiç beklenmedik ÅŸekilde. Aslında ufak bir model bu, günümüz Türk-Ermeni iliÅŸkisine.GeçmiÅŸte beraber yaÅŸayanlar bir yana, apayrı bir grup daha var: İstanbul Ermenileri. Elif Şafak’ın deyimiyle arafta olanlar. BoÄŸazın havası ciÄŸerlerine temas eden, o havayı teneffüs edip de belki ilk aÅŸklarını İstanbul’da yaÅŸayanlar. Ne İstanbul’dan kopabilirler, ne de geçmiÅŸlerinden. Esasında en güzeli o belki de. Arafta olmak. Ne geçmiÅŸi unutmak,sahipsiz bırakmak; ne de körü körüne baÄŸlanıp geçmiÅŸe yıkılmaz setler çekmek geleceÄŸin önüne! Orta karar olması en güzeli!

Bir sağa savruldum, bir sola romanı okurken. Tahmin etmeye çalıştım bir sonraki adımı lakin çoğu zaman tutmadı tahminlerim. Klasikleşen roman işleyişinden uzak, akla yatkın bir yapı hissettim romanı okurken!

Ne kadar tercüme olsa da, Araf’tan farklı olarak buram buram Elif Åžafak kokuyordu cümle yapıları ve kelimeler. Bit Palas’taki havayı tekrar soluma imkanı buldum. Mutluyum bu sebeple. Elif Åžafak hangi dilde yazmış olursa olsun, önemli olan çevirmenin Elif Åžafak üslübunu yansıtmış olmasıydı! Zaten kitabın başında yazan, ” Orjinali İngilizce olan Baba ve Piç,Aslı Biçen tarafından TürkçeleÅŸtirilmiÅŸ, metne son hali yazar ve çevirmenin ortak çalışmasıyla verilmiÅŸtir.” açıklaması da beni haklı çıkarıyor sanırım.

EÄŸer toparlamam gerekirse; Elif Åžafak’ın yazılarının hoÅŸluÄŸunu bilenlerin zaten kitabı okuyacağını varsayarsam, o hoÅŸ yazılarla tanışmamış olanlara okumalarını tavsiye edeceÄŸim bu hoÅŸ eseri.

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Nerden çıktın ya sen! Tags:

Yalnızlık

Kelimelerin zihinden kağıda en zor yol aldığı zamanlardır yalnızlık demleri… Umutların enkazların altında kaldığı zamanlardan emanet kalan korkular sarar bedeni bu demlerde! BoÅŸlukta frekansı bozulmuÅŸ sarkaç misali gel-git anlarıdır bu zamanlar!

Hiç hissetmediğim kadar yoğun hissettiğimde yalnızlığımı, kalemin iktidarı ele geçirmesine izin vermenin kutsallığa inanmam gerek belki de! Hatıraların sadece hatırda kalmadığını; gönüle nakış nakış işlendiğini bilen ben; belki artık değişim zamanın geldiğine inanıyorum. Ne kadar sahici gelmese de masumiyeti yeni demlerin, belki de tebdil-i zamanda ferahlık vardır diyorum kendime, yine sahici gelmeyecek biçimde..

İstememe; gördüklerimi anlamama ve aslen duymama esaslı bir eyleme dönüşüyor yalnızlık. Hakim olamıyorum belki de su yüzene çıkmasına görmek istemediklerimin. Sade bir yalnızlık deÄŸil ama bu! KlasikleÅŸen “kalabalığın içindeki yalnızlık” olgusunun bir üst seviyesi sanırsam. Soyutlanmaya ihtiyaç duyuyorum nedense. Neden,niçin ve nasıl soruları manasız gelmeye baÅŸlıyor. Biraz kaybolup ortadan izlemek istiyorum çevremdekileri neler olacak acaba diye… Hafiften depresyona yol alıyor yalnızlık!

Kötü bir yalancı olduğumu hissediyorum böyle anlarımda. Kendime attığım yalanların aslında gerçek; gerçeklerin de yalan olduğunu böyle anlıyorum belki de! Derdim; derdime derman aramak değil de; zihnimi uyuşturup kaybetmek neler olduğunu bilmediğim dertlerimin izlerini!

“Ne oldu birÅŸey mi var?” sorularına, nazik olmak uÄŸruna ne kadar “Yok, teÅŸekkür ederim” diye karşılıklar versem de; “evet var aslında sorun hiçbirÅŸeyin olmaması..” diye yanıt vermekten korkmuyorum… Ama gelecek yeni sorulardan ve uygulanması baÅŸa yeni dertler açacak tavsiyelerden korkuyorum hepsinden çok!

Yalnızlığın etkisiyle anlamam gerekenleri daha berrak olarak anlayabiliyorum sanırım:

“Bir avuç toprak için yor kendini

Dünyada ölümden baÅŸkası yalan…”*

Â

Â

*Mete Özgencil, Yalan(Candan Erçetin şarkısıdır.)

Dikkat! : Bir rahatlama terapisi sonucunda ortaya çıkan iç dökümüdür yukarıdakiler. Yazı hiç düzenlemeden yazılmıştır. Tam manasıyla bir depreşim yazısıdır. Ruh sağlığında ciddi yaralara sebebiyet verebilir.

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Nerden çıktın ya sen! Tags:

Bulamadık…

Karanlığın geceyi sardığı gibi sarılmak umutlara. Sıkı sıkı sarmalamak onu. Kendini korumaya çalışmak kötülüklerden. Yitip gidenlerin arkasından söylenen ayrılık türküleri gibi, yarayı sarmaya çalışırken aslında tuz bastığının farkında olmamak.

Kimileri için ne kadar yalınsa hayat; kimileri için de o kadar karmaşık. Bir yanda azlık varken, bir yanda çokluk.. Bir yanda cefa varken, bir yanda sefa. Ama en önemlisi bir yanda gerçek varken bir yanda yalan!

Sahteliklerin sarıp sarmalıdığı ÅŸu izbe yerde, kimlerin ne umutları vardır acaba? Hangilerimiz sıkı sıkı sarılmıştır umutlara, boÅŸluÄŸa düşen ayaklarımıza raÄŸmen “elveda” dememek için yaÅŸanılası günlere… Ya da kim sarılmamıştır ki.

Saadeti bulamayıp da; birgün mutlak saadete ulaÅŸacağını düşlemek, hakim kılar belki de bizi hayatımızdaki karanlıkların üstünde. Gün gelip de kim olduÄŸumuz, ne olduÄŸumuzdan önemli olduÄŸunda; hani yaprakların sonbaharda topraÄŸa kavuÅŸtuÄŸu gibi gerçeklere kavuÅŸtuÄŸumuzda; kimbilir belki o günde döneceÄŸiz hayatın güzel iklimlerine…

Önce saadeti aradık sonra umudu… Aslında istediÄŸimiz mutluluktu hayattan bulamadık… En sonda başımız önde dönerken geldiÄŸimiz yere; yerde hüzünlere rastladık. Biriktirmeye baÅŸladık onları. Fakat olmadı… Avunamadık… “Yoksa biz bu dünyadan deÄŸil miydik?”*

Â

Handan hamamdan geçtik,

Gün ışıgındaki hissemize razıydık;

Saadetinden geçtik,

Ümidine razıydık;

Hiçbirini bulamadık…

Kendimize hüzünler icadettik,

Avunamadık;

Yoksa biz…

Biz bu dünyadan değil miydik?*

*Orhan Veli,Giderayak

Â

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Nerden çıktın ya sen! Tags:

Gerçekle Hayal Arasında

Eskilerden bir yazı… Sandığa sakladıklarımdan. Arada bir havalandırmak lazım kelimeleri… Etkisi deÄŸeri eksilmesin diye… Buyrun bakalım….

*********************************************************************Â

Gözlerim kapalı…Gerçek ile hayal arasındaki ince çizgide yaÅŸanmakta tüm yaÅŸananlar..Tüm acılar gerçeÄŸe,sahipsiz çığlıklar sükuta bürünmüş.Yasadığımız karanlık,izbe han duvarlarında yankılanan aÄŸlamaklı sözler…AÅŸka ve ihanete dair….

Yatağında sığmayan ırmak misali zorlamak sınırlarını;yaÅŸam denilen ihanet ve hasret çerçevesindeki aydınlığın.Kelimelerle sınırlasam korkumu,â€?Seni Seviyorumâ€? derdim herhalde…Sebepsiz fırtınalarla alabora olmak sevda denizinde..

Birkaç sözcükle kapatabilsem geçmiÅŸimi..Hazan yaÄŸmurlarıyla ıslanan gecelerde yazılan aÅŸk geceleri gibi…Hüzün ve sitem dolu..Yazın alevlenen duygular sonbaharda söner mi acaba ?
Titrek ve bilinçsiz bir ses tonuyla okumaya çalışsam karaladığım cümleleri…Yok.Olmaz.Asla!…Ne takatim var okumak için;ne de yüreÄŸim..

Çiçeklerin dilinden anlar mısınız?Beyaz karanfilin masumiyetini,kırmızı gülün bitmez tükenmez aşkını,yaseminin çekiciliğini bilir misiniz?Çiçeklere özendiniz mi hiç?Aşkınızdan kor gibi yanıp allara büründünüz mü hiç?Yasemin gibi dalga dalga büyülediniz mi meltemlerle?

Peki ya toprak?Hiç toprak gibi oldunuz mu?Ne varsa elinizde verdiniz mi dostunuza?Açtınız mı sevgilinize tüm kapılarını kalbinizin?Toprağın arsız otlara kucak açtığı gibi yüzsüz dostlara kucak açtınız mı hiç?

Rüzgar kavuruyor bedenimi.Ya kalbim..Kalbimi kim dövüyor kızgın ateÅŸte?Kim alevlendirdi kimsesiz duygularımı?Geriye dönüp baksam…Hayır.Cılız sözcüklerle yazamam hatıralarımı .

Garip bir akÅŸam üstü rehaveti var üzerimde…Yıldızları davet etsem soframa gelirler mi bu vakitte?En iyisi geceyi beklemek,ÅŸu eÅŸsiz resital için..

Deniz kıyısında oturup tüm bildiÄŸim ÅŸiirleri okuyacağım aÅŸka dair.Niye mi?Sebepsizlikler ikliminde yaÅŸadığımı bile bile ne saçma soru bu?Umutlarımda yok deÄŸil hani…Kaybolma ihtimali sevda denizinde..Ya da sözcüklerle birlikte arÅŸa yükselip yıldızları valse kaldırmak ayın kıskançça bakışlarını üzerimde..

Birkaç satır karalamak daha sonra..Kendim için…Yıllardır yapmadığım gibi..Belli mi olur belki güler talihim..Sözcüklerim kanatlanır da yad ederler beni..Ardımdan söylenecek yalnızlık kelamlarıyla…

Sessiz kalmanın kutsallığını kullanmak istiyorum bunca yılın ardından.Uçsuz bucaksız denizlere yelken açmanın manasızlığında kaybolurken..

Gözlerimi açarken gerçeÄŸe hayali kaybetmenin acısıyla aÄŸladım..Hüznün kutsallığını aÅŸkınki ile birleÅŸtirmiÅŸken…Olmadı iÅŸte..Belki bir dahaki sefere..

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Nerden çıktın ya sen! Tags: