Yok

Â

Kilit

 Â

Yazamıyorum… KonuÅŸamıyorum… Hatta artık düşünemiyorum… Tamamen kapandı zihnimin üretkenliÄŸe giden yolları hissedebiliyorum. Niyetleniyorum kalemi alıp birÅŸeyler karalamaya, sonra uçup gidiyor kelimeler, zihnimin karanlık köşelerine. Arıyorum ama bulamıyorum. Yolumu kaybeder gibi oluyorum kimi zaman. Neredeyim diyorum kendi kendime. “Neredeyim, ne haldeyim ve kiminleyim?” Cevaplarımı kendimden bile saklıyorum bilmeden.

Tüm hallerinden bıkmış bir haldeyim dünyanın. Ban-a çektirmesinden, ben-de beni bitirmesinden, ben-den beni götürmesinden, ben-i üzmesinden ve en çok da yalın halinden bıktım dünyanın.Türlü türlü yalanlarından, sahte maskelerinden, nezaketen söylenen iltifatlarindan korktum dünyanın.

Sebebini biliyorum tüm bunların, düşünemiyorum ama hissedebiliyorum en azından. Göremesem de biliyorum varlığını güzel ÅŸeylerin. Duymasam da güzel sonlarını masalların, hep güzel biter masallar biliyorum. Korkmuyorum türlü oyunlarından kimselerin. Sessiz kalsam da, lal olsam da biliyorum gün olacak, bahar gelecek, gün gelecek sis dağılacak zihnimdeki. Gün o gündür ki, kelamlar bir bir selam duracaklar zihnimde, zamanı gelince açılacak perdesi gönül sahnemin. Ne Pandora’nın kutusu olacak sahnenin arkasında, ne de  zahiri görüntüler. Ben olacağım hayatın tozlu sahnesinin önünde ve arkasında.

İşte o zaman geri vereceÄŸim tüm hallerini dünyanın. San-a geleni, sen-de kalanı, sen-den olanı, sen-i sen yapanı ve sen halini iade edeceÄŸim dünyaya! Sonra alacağım kalemi elime, mürekkebin hakkını vereceÄŸim elimden geldiÄŸince. O zamana kadar “yok” yazacağım sadece. Yok…Â

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Nerden çıktın ya sen! Tags:

Gecenin Üçü

Nasıl başlayacağını bilmiyorum. Daha doğrusu nasıl başlanıldığını. Hayatın çeperlerine çarpıp durmuşken, isli ve karanlık damarlarında gezinirken, korkunun hakimiyetinin ne kadar süreceğini tahmin etmek de zor. Sorulardan değil de cevaplardan kaçmak gerekli gibi bir his var içimde. Oysa cevapsız sorular daha ürkütücü değil mi?

“Kimsin, “nereden geldin”, “neden geldin”, “nasıl geldin” gibi soruların yöneltildiÄŸi davetsiz misafirin sessiz kalması ne kadar sinir bozucu oysa. Nasıl güvenebiliriz ki tanımadığımız birine? Kimlere neler yaptığını, kimlerle konuÅŸtuÄŸunu, dostlarını düşmanlarını bilmeden nasıl buyur edebiliriz ki, zihnimizin kapısından içeri. Önyargılarımızın bekçiliÄŸini yaptığı yüksek duvarları nasıl aÅŸmasını bekleyebiliriz ki biz izin vermeden.

Yıkmayız yüksek duvarlarını önyargılarımızın. Taviz vermeyiz öz deÄŸerlerimizden. “Hayır” deriz. “Önce cevapla sorularımı, anlat bana kendini, belki sonra kabul ederim senin zihnimin içinde dolanmana” diye gözdağı veririz belki de. Kimi zaman korkar karşımızdaki açılır yavaÅŸ yavaÅŸ, cevaplar sorularımızı; kimi zaman da “bir sen yoksun bu dünyada!” der uzaklaşır yanımızdan… Kaçar soruların cevaplarından… Aslında kaçar kendinden…

Oysa ne kadar tanıyoruz ki kendimizi… Kaçımız adam akıllı oturdu düşündü, “kimim ben, nereden geliyorum ve neden geldim…” Kaçımız her gece yataÄŸa koyduÄŸunda başını gün içinde yaptıklarını sorguladı, “Neden bunu yaptım, niçin buna kızdım, nasıl oldu da adam gibi duramadım karşısında onun” diye…

Korkuyoruz biz de… Sorulardan deÄŸil de, alacağımız cevaplardan korkuyoruz. Haksız gelmekten, zihnimizdeki yüksek duvarları yıkmaktan korkuyoruz. Olur da bir gün biri gelip zayıf noktamızdan bizi vurur diye korkuyla yaşıyoruz hayatı. Gün boyu tetikte, etraftakileri izleyerek savunma durumunda bekliyoruz. Hep yüksek duvarların ardından iletiÅŸim kuruyoruz insanlarla. Aynı durumda olan baÅŸkasını görünce önyargılı etiketini yapıştırıyoruz çekinmeden, lakin bakmıyoruz sisli dünyamızdaki aynalara…

İşte o yüzden en uygun zaman “Gecenin üçüdür”… Kimbilir belki de uykumuza varmadan doymuÅŸ oluruz o saatte..

“Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim

düşünün: sabah çok yakın

oysa ışıltı yok ortalıkta

nerdeyse gece bitmiÅŸ

ama sürmekte karanlık

henüz uyanmış bazıları

henüz uyumamış bazıları

Bazıları uyanmış uykusuna doymadan

bazıları uykusuna varmadan doymuÅŸ..”*

….

*İsmet Özel

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Ne bilem ben! Tags:

Yeniden

Hiç ara vermemiş gibi başlamak istiyorum bıraktığım yerden.

Hiç düşünmemiÅŸ gibi yeni baÅŸtan düşünmek istiyorum belki de… Kimbilir.

Yine, yeni, yeniden.

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Öylesine Tags:

Yolculuk

Devamlı bir yolculuk hali içindeyim. Bedenen değil de, zihnen dolanmaktayım tüm sınırlarında düşünce coğrafyasının.

Yüküm hafif zaten. Sırtım boş, elim boş, kalbim boş. Bir kuru ağırlığı var hayallerimin. Onlarda tüy kadar hafif zaten.

Yer ve yön duygum yok bu yolculukta. Rüzgarı takip etmekteyim belki de. Neden niçin diye sormadan sürüklenmeyi beklemekteyim ansızın. Kah kuzey sınırına sürükleniyorum, kah doğuya. Bir bakmışım batıdayım da, ertesi zaman diliminde doğudayım.

Â

Lakin en kötüsü de, dönüp dolaşıp başladığın yere gelmek. Yer değiştirmenin sıfır olduğu zamanlarda bir belirsizlik alır da götürür beni. Hani durgunluk hali vardır ya denizlerde. Sessiz ve sakin olduğu anlar. Çoğu zaman fırtına öncesi sessizlik diye adlandırılır da, aslında fırtınanın ardında kalmanın sessizliğidir o.

Sessizdir bu yolculuklar. Kendi sesin bile yabancı gelir de, dinlemezsin onu. Manasız gelir serzenişleri. Bir yaprak gibi sessizce, rüzgarın durup da düşeceğin yeri merak edersin. Kime nasıl yar olacaksın, onun hayalini kurarsın.

Yol halidir. Belki hiç düşmezsin yere de, devr-i alem eder durursun yaban diyarlarda. Bir kimsesizlik hali deÄŸil de, bir yolculuk halidir de kimsecikler anlamaz senden baÅŸka. Üstadın tarifi baÅŸka tarif istemez bu halin üstüne: Â

Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
İçimde bu azgın davet ne demek?
Oraya, nerdeyse güneşin sonu,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.

Altımdan kaydırdı bir el minderi;
Herkes yatağında, ben ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
Gözlerim yumulu, aramaktayım.

Beni çağırmakta yabancı dostlar;
Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
Eski evde, ÅŸimdi bir baÅŸka ev var:
Avlusu karanlık, suları tadsız.

Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
Yangın varmış gibi yukarı katta,
Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!

Başım, artık onu taşımak ne zor!
Başım, günden güne kayıtsız bana.
Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
Acı rüzgarların çektiÄŸi yana…*

*Necip Fazıl Kısakürek, Yolculuk.

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Ne bilem ben! Tags:

Kısa Özet

Evet yeni tasarim ile osmanbicakci.com ve 0sman.com adreslerinden erişilebilen blogum bir aydan beridir bu giriyi bekliyor benden. Eğer merak eden varsa(pek sanmıyorum ama) hala ayaktayım yaşıyorum, idare ediyorum.

Naptım peki geçen arada? Bu sorunun cevabı hem uzun hem de gereksiz ayrıntılarla dolu olduğundan biraz ayıklanması gerekir. Lakin aklımda kalan birkaç başlık şu şekilde:

Â
- Blogun hit olarak 50.000 i aşması
- Bir sürü proje
- Bir sürü final
- Biraz bunalım
- Biraz mutluluk
- Oldukça fazla yenilik
- Bir tane sözlük($izofren Sözlük)
- Bir tane tasarım(Senkron International)

Gördüğünüz üzere ortaya karışık bir durum var her zamanki gibi. Lakin ben pek de şikayetçi değilim hal-i pür melalimden. Bir de kısa bir süre sonra staja başlayacağım Probilde eğer bir aksilik olmazsa.(ki umarım olmaz)

Yakında daha yeni daha farklı projelerim de var lakin biraz zamana ihtiyacım bu projeler için.

Son olarak en yakın zamanda yazdığım birkaç zırvayı blogta yayınlamayı düşünüyorum.

  • FriendFeed
  • Facebook
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • Delicious
  • Digg
  • Share/Bookmark
Categories: Gün izlenimleri Tags: