Gecenin Üçü

closeBu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.

This post was published 11 years 3 months 24 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.

Nasıl başlayacağını bilmiyorum. Daha doğrusu nasıl başlanıldığını. Hayatın çeperlerine çarpıp durmuşken, isli ve karanlık damarlarında gezinirken, korkunun hakimiyetinin ne kadar süreceğini tahmin etmek de zor. Sorulardan değil de cevaplardan kaçmak gerekli gibi bir his var içimde. Oysa cevapsız sorular daha ürkütücü değil mi?

“Kimsin, “nereden geldin”, “neden geldin”, “nasıl geldin” gibi soruların yöneltildiği davetsiz misafirin sessiz kalması ne kadar sinir bozucu oysa. Nasıl güvenebiliriz ki tanımadığımız birine? Kimlere neler yaptığını, kimlerle konuştuğunu, dostlarını düşmanlarını bilmeden nasıl buyur edebiliriz ki, zihnimizin kapısından içeri. Önyargılarımızın bekçiliğini yaptığı yüksek duvarları nasıl aşmasını bekleyebiliriz ki biz izin vermeden.

Yıkmayız yüksek duvarlarını önyargılarımızın. Taviz vermeyiz öz değerlerimizden. “Hayır” deriz. “Önce cevapla sorularımı, anlat bana kendini, belki sonra kabul ederim senin zihnimin içinde dolanmana” diye gözdağı veririz belki de. Kimi zaman korkar karşımızdaki açılır yavaş yavaş, cevaplar sorularımızı; kimi zaman da “bir sen yoksun bu dünyada!” der uzaklaşır yanımızdan… Kaçar soruların cevaplarından… Aslında kaçar kendinden…

Oysa ne kadar tanıyoruz ki kendimizi… Kaçımız adam akıllı oturdu düşündü, “kimim ben, nereden geliyorum ve neden geldim…” Kaçımız her gece yatağa koyduğunda başını gün içinde yaptıklarını sorguladı, “Neden bunu yaptım, niçin buna kızdım, nasıl oldu da adam gibi duramadım karşısında onun” diye…

Korkuyoruz biz de… Sorulardan değil de, alacağımız cevaplardan korkuyoruz. Haksız gelmekten, zihnimizdeki yüksek duvarları yıkmaktan korkuyoruz. Olur da bir gün biri gelip zayıf noktamızdan bizi vurur diye korkuyla yaşıyoruz hayatı. Gün boyu tetikte, etraftakileri izleyerek savunma durumunda bekliyoruz. Hep yüksek duvarların ardından iletişim kuruyoruz insanlarla. Aynı durumda olan başkasını görünce önyargılı etiketini yapıştırıyoruz çekinmeden, lakin bakmıyoruz sisli dünyamızdaki aynalara…

İşte o yüzden en uygun zaman “Gecenin üçüdür”… Kimbilir belki de uykumuza varmadan doymuş oluruz o saatte..

“Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim

düşünün: sabah çok yakın

oysa ışıltı yok ortalıkta

nerdeyse gece bitmiş

ama sürmekte karanlık

henüz uyanmış bazıları

henüz uyumamış bazıları

Bazıları uyanmış uykusuna doymadan

bazıları uykusuna varmadan doymuş..”*

….

*İsmet Özel

Share

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

6 thoughts on “Gecenin Üçü”