Neden hep hüzün?

closeBu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.

This post was published 11 years 10 months 17 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.

Yine, yeni, yeniden. Uzun bir aradan sonra, hayali bir yazı. Kendimi bulmaya çalışırken ben, çıkan cılız bir ses belki kimbilir. Kelamın değeri düşmeden, bitireyim not kısmını. Vesselam.

Biten her günün ardından çekilirim kuytu köşeme..Güneşin kızıllığının hakim olduğu ufkun azap saatlerinde ..Saya saya tükettiğim günlerin hatrına..Gün ışığının gün boyunca etrafında döndüğü küçük odamın tozlu raflarında,gizli bir köşede hatırlanmamak için saklanan eski bir nüshası hatıralarımın . Herşeyi tazelemek için okumam gerekmiyor onları..Oysa ki ne kadar da hırslıydım o günlerde..Geçmişi okumak geleceği anlamak gibi gelirdi bana..

Adına yeminler ettiğim,sonra ettiğim her yemin için suçluluk duyduğum;yaşanacağına emin olduğum günler.. Belki de kapıda sırasını bekleyen fırtınaların yarattığı kaos ortamında kaybetmiştim onları.Galibi olmayan bir savaşı inadına,kaybettiklerimize aldırmadan sadece zevk için sürdürebilmene ne kadar şaşırmıştım oysa ki…

Yavaş yavaş kalkıyorum yerimden..Tüm hücrelerim adeta isyan ediyor bana.. Mağlubiyetin yarattığı mahkumiyet günlerinden kalan bir alışkanlık olsa gerek! Kendimden en az senin kadar nefret ettiğim günlerden…

İlk kez sormuştun bana: ?Neden hep hüzün ?..? Bilmezliğin yarattığı(ya da benim öyle sandığım..)mutlu günlerimde hiç tanımadığım,garip bir iklimin hüküm sürdüğü yabancı topraklarda ; belki de mutlu olmayı ilk kez öğrenmiştim . Ama emin ol ki unutmam hiç zor olmadı… Nedendir bilmem,hiç de isyankar olamadım hazan günlerine.. İsyankar yüreğimin isyan bayrağı çektiği tek şey vardı:Ben! Nedenini,nasılını kaybettiğim günlerde kendimi de kaybetmiş olacağım ki :Ben!

Uzun bir aradan sonra elime aldığımda kalemi;titrek titrek alıyordum soluğu.. Sanki tüm nefretim,hayattan gibiymişçesine.. Zor olan her şeyin üzerine gitmeyi öğrenmişken çok gülünç geliyor insana o günler..

Işığı açma vakti gelmişti yine.. Aradan geçen sayılı günlerde yaptığım gibi zorlukla gidiyor elim düğmeye ..Karanlığın gizlediği herşeyin,su yüzüne çıkması..Rüzgarın perdeyi arsızca savurması;feleğin bana nispet olsun diye yaptığı birşeymiş gibi gelirdi.Senin rüzgarlı havalarda şalını rüzgara dost etmeni ne kadar hatırlatsa da;hiçbir zaman azap vermiyordu bana seni hatırlamak…Kendimden korka korka ilerliyorum hatıralarımıza.Ya da sadece benim hatıralarıma…Tahmin ediyorum da;nasıl çekildiysen hayatımdan,sahile vuran dalgalar gibi iz bırakmadan,öyle çekilmişsindir hatıralarımdan..

Hatıralarımın en sonuna beyaz bir sayfa eklemiştik..Yıllar sonra yeniden aldığımızda elimize birşeyler yazabilmek için..(Tabii yazacak birşey kaldıysa..)Nasıl olduysa kolay olmuştu kalan günleri saymak:Üç…İki…Bir.Hiç olmadığın kadar ciddiydin belki..Ya da gerçek olduğuna inandıracak kadar iyi oynuyordun rolünü..Sonu gelmiş bir dramanın son sahnesinde ,en son sen gevşettin perdenin yaylarını..Sanki perdenin bir daha açılmayacağını bile bile..Ayrılık vakti geldiğinde,belki de ilk kez yalan attın bana..?Seni unutmayacağım!…? diyerek..Seni bilmem ama emin ol ben çoktan unuttum bile….

Share

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

6 thoughts on “Neden hep hüzün?”