Yol Ayrımı

closeBu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.

This post was published 12 years 3 months 7 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.

Kararını veremediğim o kadar çok yol ayrımı var ki… Cevap bulamadığım binlerce soru… Bilinmeyene doğru bitmek tükenmez uzun bir yol. Sonunda olan bilinmez de; başında görülenler pek hayra alamet değildir aslında. Belki hasret ve nefret duygularının aynı çatı altında toplanmaya çalışılmasından tüm hikâyenin giriftliği…

Hani gün batımında güneşin denize kavuşup da bizi karanlıklara mahkûm edeceği zaman yaklaşmışken; özlemi duyulan tüm varlıklara kavuşulmasına izin verilse. Hani destanlara konu olan aşkların kahramanları; hani evladını, kardeşini, eşini kaybedenler; hani kendini kaybedenler… Hepsine birden kavuşsak… Acaba hangisine önce sarılırdınız? Kendinize mi? “Can mı Canan mı?? sorusu tüm ağırlığıyla çökse sizin üzerinize daha önce hiç olmadığı kadar…

Var olmayanın özlemini çekerken biz âdemoğulları; var olanın da hoyratlığına dem vururuz her fırsatta. Ne olduğu bilinmeyen yol ayrımlarında ilk önce benliğimizi bırakırız, sonra da kimliğimizi. Yanımızdakilerin kim olduğu önemli değildir. Nasılsa onlar da bırakmıştır kimliklerini ve benliklerini bırakmışlardır arkalarında.

Her sonda bilinmeyenin yanında yeni bir kimlik de eklenmektedir yalnızlığınıza, maceranın kahramanı ya da figüranı olduğunuza bakılmaksızın. Her kimlik yeni bir yol demektedir o halde. Peki, gerçekten de öyle midir?

Her yolun sonunda ulaştıklarımız mı manalı kılar kat ettiğimiz yolları? Yoksa ulaşamadıklarımız mı manalı kılar çıkacağımız yolculukları? Yolların sonunda kazandığımız yeni bir kimlik varken bıraktığımız benliğimizi hiç geri getiremez miyiz peki? Hani razı olsanız geri dönmeye; ilk başladığınız saflığa ve gerçeğe dönebilir misiniz acaba? Hani ilk yol ayrımına; soruların sorulmaya başlandığı, kelimelerin gerçek olduğu…

Sebepsiz(ya da sebebinde kaybolduğumuz) ayrılıkların peşindeyiz en başından beri. İnsanoğlu tam manasıyla insanoğlu olduğundan beri, hep ayrılığımıza yanıyoruz da, yangını söndürmek için su arıyoruz belki de. Her sorgulayışım da yolculuğu şu beyit takılır zihnime:
“Derman arardım derdime,
Derdim bana derman imiş.?

“Farklı kilitlerin farklı anahtarları olduğu gibi; bizim dertlerimizin de farklı çözümleri mi var yani??

Bilinmez.
Neden olmasın? Ya da neden olsun ki…

Cevap aradığımız soruların aslında aradığımız cevapları da sakladığını kaç şanslı görebilir ki? Ya da siz görmüş müydünüz? Önemini kaybeden her varlık gibi belki biz de yitip gideceğiz yaprakları arasında yaşamın. Aradıklarınızın peşinden gitmeden önce bir kere daha düşünün derim ben. Son bir kez!

Share

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

2 thoughts on “Yol Ayrımı”