Aynadaki biz

closeBu blog girdisi uzun uzun zaman önce yazıldığından dolayı, okunduğu tarihte geçerliliğini yitirmiş olabilir. Herhangi bir durumda, öncelikle içerdiği bilgilerin güncelliğini kontrol etmeniz önemle rica olunur.

This post was published 10 years 10 months 6 days ago which may make its actuality or expire date not be valid anymore. This site is not responsible for any misunderstanding.

Ayna

Hayatta ne olduğumuzu, nasıl bir yer işgal ettiğimizi neye göre değerlendiririz?

  • Yaptığımız işlerle, projelerle yani kariyerimizle,
  • Bağlantılı olduğumuz kişilerle,
  • Girdiğimiz yerlerde bize verilen önemle, gösterilen dikkatle
  • Çevremizdekilerin hakkımızda düşündükleriyle

Neredeyse hepimiz, en az bir defa çevremizdekilerin hakkımızda nasıl düşündüğü ile değerlendirmişizdir kendimizi. Onların bize ilgisi ya da ilgisizlikleri bizim içinde bulunduğumuzu hali bir anda değiştirebilir.

William James, The Principles of Pyschology (Boston,1980) :

“Eğer bir cezalandırma yöntemi olarak suçlunun serbest bırakılması ama toplum üyelerinin onun yüzüne bile bakmaması ve onu tümüyle dışlaması gibi bir yol keşfedilmemiş olsaydı ve bu fiziksel olarak da mümkün kılınsaydı, bu yöntemden daha zalimce bir cezalandırma olamazdı. Bir odaya girdiğimizde kimse dönüp bakmasa, sorduğumuzda yanıtlamasa, yapıp ettiklerimizle ilgilenmese, herkes bizi tamamen görmezden gelse ve bize aslında orada yokmuşuz gibi muamele edecek olsa, çok geçmeden içimizde büyük bir öfke ve ümitsizlik uyanır;bedensel işkencenin en zalimi ancak geçirebilir bunun acısını.”

Sevgisizlik bizi neden bu kadar etkiler? Neden görmezlikten gelinmek bizi “büyük bir öfke ve ümitsizliğe” sürükler de bedensel işkenceyi bu acıya yeğ tutarız?

Diğerlerinin ilgisi bizim için her şeyden önemlidir çünkü doğduğumuz andan kendimizle ilgili bir belirsizlikle doğmuşuzdur zaten. Dolayısıyla kendimize olan bakışımızı belirleyen şey başkalarının bizimle ilgili ne düşündüğüdür. Yaptığımız esprilere gülerlerse, eğlenceli bir insan olduğumuza inanmaya başlarız. Bizi överlerse nitelikli biri olduğumuzu düşünürüz. Ve eğer bir odaya girdiğimizde kafalar bize dönmezse ya da ne işle uğraştığımızı açıkladığımızda yüzlerinde sabırsız ve ilgisiz bir ifade belirirse kendimizi değersiz hissetmeye, kendimizden şüphe etmeye başlarız.

Kendi kendimizi algılayışımız hava kaçıran bir balona benziyor: sönmemesi için sürekli sevgiye ihtiyaç duyuyor, hor görülmeler ve görmezden gelinmelerse onu pıs diye söndürebiliyor.(Status Anxiety, Alain de Botton)”

Hep bir ayna aramaktayız karşımızda. Sokakta kendimize yönelen bakışlar ruhumuzu kabartır. Birileri tarafından bize yapılan iltifatlar hoşumuza giderken, bize yönelen bazı bakışlar da şüpheye düşürür bizleri. Açıkcası dış etkenlere çok açıktır kimliklerimiz. Kendimizi aramanın etkisidir tüm bunlar belki de.

Sevgiye açız. İlgiye de açız. Aslında esas açlığımız benliğimize. Yani bize!

İlgili Yazılar:

Share

Osman BICAKCI

I am a technology lover who lives in Istanbul. I would like to converge many of things in my life, there is one rule instead; simplicity is required.

As a technology lover, there are a million things I want to experience, to do, to be better at. I believe that “A life without a cause is a life without an effect” so I’m willing to build my life onto a good and valid cause for reaching and creating a good effect.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*